Realizm akımı, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa'da doğmuş olsa da Türk edebiyatına geç yansımıştır. Bu geçişin temel nedeni, Tanzimat Dönemi'nin ilk yarısının daha çok Batılılaşma idealleri, özgürlük kavramları ve siyasi eleştirilerle meşgul olmasıdır. Ancak 1870'lerden itibaren, özellikle Servet-i Fünun Dergisi’nin yayın hayatına girmesiyle birlikte realizm (ve paralelinde natüralizm) Türk edebiyatının omurgasını oluşturmuştur.
Bu akımın en güçlü ve tartışmasız temsilcileri şunlardır:
Bu dönemi anlamak için Servet-i Fünun Dergisi'ni (1891-1901) merkeze alman gerekir. Dergi, "Sanat için sanat" ilkesini benimsemiş olsa da, yazarlar gerçek hayatı, psikolojik gerilimleri ve toplumsal kesitleri şiirsel bir dille bezeyerek aktarmışlardır. Yani Türk realizmi, Batı'daki gibi kuru ve soğuk bir gözlemciliği reddetmemiş, aksine onu şiirsel realizm ile birleştirmiştir.
Eğer bu konuyu sınav hazırlığı veya akademik çalışma için inceliyorsan, sadece yazar adlarını ezberleme. Bunun yerine her yazarın 1-2 temel eseri ile o eserlerin tematik odak noktasını (örneğin; Reşat Nuri -> Eğitim/Köy, Halide Edib -> Milli Bilinç/Savaş, Halit Ziya -> Aile/Ahlak Çöküşü) eşleştirerek zihinsel bir şema oluştur. Bu yöntem, soru tiplerinde "Hangi eser hangi akımın örneğidir?" veya "Yazarın dönem özelliklerini nasıl yansıtmıştır?" gibi soruları saniyeler içinde çözmeni sağlar. Realizmin Türk edebiyatındaki en büyük katkısı, edebiyatın salt fantastik veya didaktik olmaktan çıkıp, insanın ve toplumun aynası hâline gelmesini sağlamasıdır.