Boğa güreşi denince akla ilk gelen ve bu geleneğin en derin köklerine sahip olduğu yer, tartışmasız İspanya'dır. Ancak bu kültürel miras, İspanya ile sınırlı kalmayıp farklı coğrafyalarda da kendine özgü biçimler almıştır.
Boğa güreşi (İspanyolca'da corrida de toros), İspanya'nın kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle Endülüs, Kastilya ve Navarra gibi bölgelerde asırlar boyunca gelişmiş, kendine özgü ritüelleri, estetiği ve hatta felsefesi olan bir sanat formuna dönüşmüştür. Her yıl düzenlenen fiesta ve feria etkinliklerinin vazgeçilmezidir. Bir boğa güreşinin en kritik anları, matadorun boğayı ustaca yönlendirdiği ve final vuruşunu yaptığı anlardır; burada matadorun cesareti, zarafeti ve ustalığı büyük önem taşır. Öyle ki, sadece bir gösteri değil, bir yaşam-ölüm dansı, bir dramadır.
Boğa güreşi, İspanya'dan yayılarak başka ülkelere de ulaşmıştır:
Boğa güreşinin kökenleri antik çağlara, hatta Girit Medeniyeti'ne kadar uzanır. Roma İmparatorluğu döneminde de popülerlik kazanmış, ancak modern formunu Orta Çağ'da İspanya'da almıştır. Buradaki püf nokta, boğa güreşinin sadece "gelenek" adı altında bir eğlence olmamasıdır. Pek çok bölgede bu, sosyal yaşamın, sanatın, müziğin ve hatta siyasetin ayrılmaz bir parçasıdır. Kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Bir boğa güreşi arenesine adım attığında, sadece bir gösteri izlemezsin; yüzlerce yıllık bir tarihin, tutkunun ve tartışmanın ortasına düşersin. Tartışmalı yönleri olsa da, bu geleneğin kültürel derinliği, onu dünya üzerindeki pek çok benzeri performans sanatından ayırır.