Çerkez Ethem, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kritik dönüm noktalarından birini yaşayan, ismi bugün bile tartışma yaratan ama tarihimizin "karanlık köşelerinden" biri olarak kabul edilen bir Çerkez asıllı Türk subayıdır. Tam adı Adil Ağa'dır ancak halk arasında ve tarih kitaplarında hep Çerkez Ethem olarak anılır. Onu sadece bir isyancı olarak görmek, olayların derinliğini anlamamaktır; aslında o, Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki otorite boşluklarını ve "devlet bütünlüğü" kavramının ne kadar hassas olduğunu anlamak için incelenmesi gereken bir figürdür.
Çerkez Ethem, Trakya’dan Anadolu’ya göç eden bir Çerkez ailesinin ferdiydi. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde görev yapmış, İstiklal Harbi’nin başlarında ise Trakya Bölgesi’nde gönüllü kuvvetleri organize etmiştir. Yunan ordusunun ilerleyişine karşı koyan, cephede kahramanlık gösteren bir komutan olarak halkın gözünde saygınlık kazanmıştır. Ancak asıl kırılma noktası, savaşın bitiminden hemen sonra, yani 1920’de İzmir’in kurtuluşu sonrası yaşanmıştır.
Ethem’in isyanı, basit bir hırs veya ihanetten ibaret değildir. Temelinde üç büyük faktör yatıyordu:
Çerkez Ethem isyanı, Gediz Muharebesi ile sona erdi. Ethem, adamlarının bir kısmının ihaneti ve ordunun kuşatması sonucu yakalandı. Mahkemede yargılanarak idam edildi.
Bugün baktığımızda Çerkez Ethem, "hain" mi "kahraman" mı? Bu sorunun cevabı, hangi perspektiften baktığına göre değişir. Ancak tarihçi gözüyle bakıldığında, onun hatası milli davayı kişisel ve etnik çıkarların önüne koymamaktı. Cumhuriyetin temelleri, tam da bu tür "yerel güç odakları"nın merkezi otoriteye tabi edilmesiyle atılmıştır. Ethem’in trajedisi, Kurtuluş Savaşı’nın sadece cephede değil, siyasi ve ideolojik arenada da ne kadar acımasız olduğunu gösteren en somut örnektir.
Tarihi anlamlandırmak için sadece kazananları değil, kaybedenlerin neden kaybettiklerini de anlamak gerekir. Ethem’in hikayesi, tam da bu "neden" sorusunun cevabını veren, kanlı ve karmaşık bir sayfadır.