Bursa'yı fetheden padişah Orhan Gazi'dir. Ancak bu fetih, tarihimizdeki en özel ve katmanlı olaylardan biridir; çünkü sanılanın aksine tek bir günde ya da tek bir padişahın mücadelesiyle gerçekleşmemiştir. İşte konunun derinlemesine püf noktaları:
Aslında Bursa'nın kuşatması, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi döneminde başlamıştır. Bursa, o dönemde Bizans'ın Anadolu'daki en önemli şehirlerinden biriydi ve stratejik konumu, zenginlikleriyle genç Osmanlı Beyliği için hayati bir hedefti. Osman Gazi, Bursa'yı doğrudan saldırmak yerine, çevresindeki kale ve kasabaları ele geçirerek şehri adım adım abluka altına almıştır. Bu, uzun soluklu bir kuşatma ve yıpratma stratejisiydi.
Ancak ömrü vefa etmediği için Osman Gazi, Bursa'nın fethini göremeden vefat etmiştir. Rivayete göre, vefat etmeden önce oğlu Orhan Gazi'ye vasiyetinde "Bursa'yı fethet ve beni oraya göm" demiştir. Bu vasiyet, fethin hem siyasi hem de manevi boyutunu çok güçlü bir şekilde ortaya koyar.
Osman Gazi'nin vefatının ardından, kuşatmayı tamamlamak görevi oğlu Orhan Gazi'ye düşmüştür. Orhan Gazi, babasının başlattığı kuşatmayı kararlılıkla sürdürmüş ve 1326 yılında, uzun süren direnişin ardından Bursa'yı teslim almıştır. Bu fetih, doğrudan bir meydan muharebesiyle değil, şehrin açlık ve dış destekten mahrum kalması sonucu anahtarlarının barışçıl bir şekilde teslim edilmesiyle gerçekleşmiştir. Yani kan dökülmeden, bir anlaşma ile şehir Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Çoğu zaman tarihte bir fethi tek bir isme mal etmek kolaydır. Ancak Bursa örneğinde olduğu gibi, bir fethin arkasında nesiller süren bir vizyon, sabır ve strateji yatar. Osman Gazi'nin başlattığı, Orhan Gazi'nin tamamladığı bu süreç, sadece bir şehrin ele geçirilmesi değil, aynı zamanda yeni bir devletin temelinin atılması ve bir vasiyetin yerine getirilmesidir. Unutma, tarih sadece "kim ne yaptı" değil, "nasıl ve neden yaptı" sorularının da cevabını içerir.