Fatin Rüştü Zorlu'yu anlamak, yakın Türk siyasi tarihinin, özellikle de Demokrat Parti döneminin en kritik ve dramatik isimlerinden birini kavramak demektir. Kendisi, Türk dış politikasının Soğuk Savaş koşullarında şekillenmesinde kilit rol oynamış bir devlet adamıdır.
1910'da İstanbul'da doğan Zorlu, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdikten sonra Paris Hukuk Fakültesi'nde doktora yaparak kendini uluslararası hukuk ve ekonomi alanlarında donatmış, bu birikimiyle devlet kademelerinde hızla yükselmiştir. Bürokrasideki görevlerinin ardından 1946'da Demokrat Parti'ye katılarak siyasete atıldı ve 1950'de milletvekili seçildi.
Zorlu'nun kariyerinin zirvesi, 1957-1960 yılları arasında üstlendiği Dışişleri Bakanlığı dönemidir. Bu görevinde Türkiye'nin uluslararası arenadaki konumunu güçlendirmek için çok aktif ve dinamik bir politika izledi. Türkiye'nin Batı bloğundaki yerini pekiştirmesi, özellikle NATO içindeki rolünü belirlemesi onun öncülüğünde gerçekleşti. O dönemde Kıbrıs Meselesinde Türkiye'nin haklarını savunmada gösterdiği kararlılık, Bağdat Paktı'nın (CENTO) kurulmasındaki aktif rolü ve Ortadoğu politikalarındaki etkili tutumu, Zorlu'nun vizyoner ve cesur diplomasi anlayışının önemli göstergeleridir. Özellikle çok kutuplu bir dünyada Türkiye'nin kendi çıkarlarını nasıl maksimize etmesi gerektiğini çok iyi analiz eden bir yapıya sahipti.
Sadece dış politika ile sınırlı kalmayan Zorlu, Dışişleri Bakanlığı öncesinde vekaleten üstlendiği Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı gibi görevlerde ekonominin farklı alanlarında da sorumluluklar aldı. Tarımsal kalkınma, sanayileşme hamleleri ve özellikle Batı sermayesinin Türkiye'ye çekilmesi konusunda önemli çabaları oldu. Onun dönemi, Türkiye'nin ithal ikamesi politikalarıyla sanayileşme yolunda adımlar attığı, ancak aynı zamanda dış borçlanmanın da arttığı bir dönemdir.
Fatin Rüştü Zorlu'nun siyasi kariyeri ve hayatı, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle trajik bir şekilde sona erdi. Demokrat Parti hükümetinin diğer önemli isimleriyle birlikte tutuklanarak Yassıada'da yargılandı. "Anayasayı ihlal" suçlamasıyla idama mahkum edildi ve 16 Eylül 1961'de Adnan Menderes ve Hasan Polatkan ile birlikte idam edildi. Bu idamlar, Türk siyasi tarihine derin bir yara açmış ve hala tartışılan, hafızalardan silinmeyen bir dönem olmuştur.
Kendi adıma, Zorlu'nun diplomatik manevralarını incelerken, o dönemin kısıtlı imkanlarına rağmen Türkiye'nin nasıl stratejik bir oyuncu olmaya çalıştığını hep takdir etmişimdir. Onun dış politikadaki keskin zekası ve kararlılığı, günümüz dış politikası analizlerimizde bile bize ışık tutan bir yaklaşımdır. Zorlu, Türk dış politikasının modern mimarlarından biri olarak, hem başarıları hem de yaşadığı trajik son ile daima hatırlanacak bir figürdür.