Merhaba sevgili okuyucularım,
Uluslararası ilişkiler dendiğinde aklımıza ilk olarak büyükelçiler, devlet başkanları ve küresel zirveler gelir. Ancak sahada, günlük hayatlarımızda bizlere çok daha yakın duran, adeta gurbetteki evimiz gibi hizmet veren bir makam daha var: Başkonsolosluk ve onun lideri Başkonsolos. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak bugün sizlere bu değerli makamı, görevlerini, önemini ve belki de çoğumuzun farkında olmadığı insani yönlerini kapsamlı bir şekilde anlatmak istiyorum.
Hazırlanın, uluslararası ilişkilerin kalbinde, ancak çoğu zaman perde arkasında büyük bir özveriyle çalışan çok değerli bir makama derinlemesine bir yolculuğa çıkıyoruz.
Başkonsolos, kısaca ifade etmek gerekirse, bir devletin başka bir ülkedeki belirli bir şehir veya bölgede temsilciliğini üstlenen en yetkili kişidir. Büyükelçi, bir ülkenin başkentinde, devletlerarası siyasi ilişkileri yürütürken; başkonsolos, o ülkenin farklı şehirlerindeki vatandaşlarımızla doğrudan temas kurar, onların haklarını korur, menfaatlerini gözetir ve kültürel, ticari köprüler kurar. Onlar, bizim için uluslararası arenada Türkiye'nin eli, kolu ve yüreğidirler.
Bir başkonsolos, temsil ettiği ülkenin dışişleri bakanlığına bağlı olarak çalışır ve genellikle bulunduğu ülkenin büyükelçiliğinin bir uzantısı niteliğindedir. Ancak görev tanımı ve odak noktası itibarıyla çok daha yerel ve vatandaş odaklıdır.
"Bir elçilik varken neden başkonsolosluklar var?" diye düşünebilirsiniz. Cevabı aslında çok basit ve pratik:
Bir başkonsolosun görevi, dışarıdan göründüğünden çok daha geniş ve çeşitlidir. Gelin, bu görevleri yakından inceleyelim:
Bu, belki de başkonsoloslukların en bilinen ve en yoğun iş yüküne sahip alanıdır. Bir başkonsolos ve ekibi, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti ile olan bağlarını sürdürmesini sağlar:
Tecrübelerimden biliyorum ki, bu basit görünen işlemler dahi, bazen karmaşık insan hikayeleriyle doludur. Bir vatandaşımızın kaybettiği kimliği nedeniyle yaşadığı çaresizliği gidermek, yeni doğan bebeğinin nüfusa kaydını yaparak ona bir aidiyet hissi vermek... Bunlar, sadece bürokratik işlemler değil, aynı zamanda insana dokunan, empati gerektiren anlardır.
Başkonsoloslar, aynı zamanda birer ekonomi elçisidirler. Bulundukları bölgedeki ekonomik fırsatları araştırır, Türk iş insanlarını bu fırsatlarla buluşturur, ticari ilişkileri geliştirir ve Türkiye'ye yabancı yatırım çekmek için çaba gösterirler. Bir bölgedeki yerel ticaret odalarıyla temas kurmak, ikili iş forumları düzenlemek, potansiyel yatırımcılara bilgi vermek gibi görevler bu kapsamda yer alır. Hedef, karşılıklı refahı artırmaktır.
Türk kültürünü yurt dışında tanıtmak, iki ülke arasındaki kültürel alışverişi artırmak da başkonsolosların önemli görevlerindendir. Konserler, sergiler, Türk film festivalleri, dil kursları gibi etkinlikler düzenleyerek, hem Türk diasporasının kültürel bağlarını güçlendirirler hem de bulundukları ülkenin halkına Türkiye'nin zengin kültürel mirasını sunarlar. Bu, iki toplum arasında daha derin bir anlayış ve dostluk kurulmasına vesile olur.
Allah göstermesin, doğal afetler, terör olayları, büyük kazalar veya küresel salgınlar gibi kriz anlarında başkonsolosluklar, vatandaşlarımız için birer güvenli liman haline gelir. Pandemi döneminde yurt dışında mahsur kalan vatandaşlarımızın ülkemize dönüşünü organize etmekten, deprem veya sel gibi afetlerde bölgedeki Türk vatandaşlarına ulaşarak yardım ve koordinasyon sağlamaya kadar, başkonsoloslar ve ekipleri bu zor zamanlarda canla başla çalışır, adeta bir operasyon merkezine dönüşürler.
Bu soruyu çok sık duyduğum için açıklığa kavuşturmak istiyorum:
Özetle, büyükelçi daha çok devletler arası ilişkilerin "stratejik" mimarıyken, başkonsolos "operasyonel" düzeyde, sahadaki vatandaşlarımızın doğrudan ihtiyaçlarına cevap veren yöneticidir.
Bir başkonsolosun en önemli özelliklerinden biri de, sadece bir bürokrat veya diplomat olmanın ötesinde, insani yönünü koruyabilmesidir. Gurbetteki bir Türk vatandaşının derdini dinlemek, bazen sadece yasal bir prosedürü değil, aynı zamanda bir özlemi, bir korkuyu veya bir sevinci paylaşmaktır.
Hatırlarım, görev yaptığım bir ülkede, genç bir Türk öğrencimizin beklenmedik bir kaza sonucu vefat ettiğini öğrendiğimizde, aileye ulaşmak, cenaze işlemlerini organize etmek ve bu zorlu süreçte onlara moral vermek gibi görevleri üstlenmiştik. O ailenin gözlerindeki çaresizliği ve sonrasında hissettiği minneti unutamam. İşte o anlarda, makamınızın sadece bir imza yetkisinden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir gönül bağı, bir kalkan olduğunu anlarsınız. Bu, bir başkonsolosun taşıdığı en ağır ve aynı zamanda en kıymetli sorumluluktur.
Başkonsoloslar ve onların liderliğindeki konsolosluklar, yurt dışında yaşayan milyonlarca vatandaşımızın hayatında hayati bir rol oynarlar. Onlar sadece pasaport ve vize işlemleri yapan resmi daireler değildir; aynı zamanda vatandaşlarımızın dert ortağı, rehberi, kültürel elçisi ve zor zamanlarda sığınılacak limanıdır. Her biri, Türkiye'yi uluslararası arenada başarıyla temsil eden, gurur duyduğumuz birer devlet memurudur.
Bir dahaki sefere yurt dışında bir başkonsolosluk binasının önünden geçtiğinizde veya bir başkonsolosun adını duyduğunuzda, lütfen onların sadece birer resmi görevli olmadığını, aynı zamanda binlerce vatandaşımızın hayatına dokunan, fedakarca çalışan, Türkiye'nin gülen yüzleri olduğunu hatırlayın. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Sevgi ve saygılarımla,
Türkiye'nin Uluslararası İlişkiler Uzmanı