Senin de bildiğin gibi, bu ilan öyle durup dururken olmadı; arkasında yoğun bir siyasi ve toplumsal dinamik vardı. Başta Mithat Paşa ve Genç Osmanlılar (Jön Türkler'in öncülleri) olmak üzere, devleti kurtarma ve Batılılaşma çabasında olan aydın kesimin büyük bir baskısı söz konusuydu. Özellikle, İstanbul'da toplanan Tersane Konferansı (diğer adıyla İstanbul Konferansı) öncesinde Avrupa devletlerinin iç işlerimize müdahalesini engellemek, devleti parçalanmaktan kurtarmak ve bir reform sinyali vermek amacıyla II. Abdülhamid tarafından ilan edilmiştir.
Benim tecrübelerimden gördüğüm kadarıyla, 1. Meşrutiyet'in en kritik yönü, imparatorluğun ne kadar zor durumda olduğunu ve yöneticilerin bu zor durumdan kurtulmak için ne tür radikal adımlar atmak zorunda kaldığını göstermesidir. Düşünsene, yüzyıllardır mutlakiyetle yönetilen bir devlet, birkaç ay içinde anayasa ve parlamento ile tanışıyor. Bu, hem bir umut ışığı hem de mevcut siyasi yapının ne denli kırılgan olduğunun bir göstergesiydi.
Ne yazık ki, bu ilk meşrutiyet dönemi çok kısa sürdü. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın bahane edilmesi ve meclisteki tartışmaların devleti zaafa uğrattığı gerekçesiyle II. Abdülhamid tarafından 14 Şubat 1878'de askıya alındı ve otuz yıl sürecek olan "İstibdat Dönemi" başladı. Ancak bu deneyim, 2. Meşrutiyet'in (1908) ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecine giden yolda önemli bir tecrübe ve miras bıraktı.