İmanın şartları, İslam inancının temel direklerini oluşturan altı esas prensiptir. Bunlar, bir kişinin Müslüman sayılabilmesi için kalben tasdik edip dil ile ikrar etmesi gereken zorunlu inanç esaslarıdır. Bir tanesini bile inkar etmek, imanı topyekûn geçersiz kılar. İşte sana bu şartlar ve her birinin derinliği:
Bu, imanın merkezidir. Allah'ın varlığına, birliğine (tevhid), hiçbir şeye benzemediğine, eşi ve benzeri olmadığına, tüm yetkin sıfatlara (zati ve subuti sıfatlar) sahip olduğuna inanmaktır. Allah'ın her şeyi yaratan, yaşatan ve yöneten tek güç olduğunu, O'ndan başka ilah olmadığını kabul etmektir. Püf noktası: Bu iman, sadece zihinsel bir kabul değil, aynı zamanda kalpte tam bir teslimiyet, güven ve sevgi duygusu oluşturmasıdır.
Melekler, Allah tarafından nurdan yaratılmış, günah işlemeyen, daima Allah'a itaat eden, çeşitli görevlerle donatılmış görünmez varlıklardır. Onları görmesek de varlıklarına ve görevlerine inanmak gerekir. Cebrail (vahiy), Mikail (tabiat olayları), İsrafil (sur), Azrail (can alma) gibi bilinen melekler ve Kirâmen Kâtibîn gibi görevli melekler vardır.
Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlığa yol göstermek için indirdiği kutsal kitaplara inanmaktır. Tevrat, Zebur, İncil ve son ilahi kitap olan Kur'an-ı Kerim'e iman esastır. Özellikle Kur'an'ın, hiçbir tahrifata uğramadan günümüze kadar geldiğine ve kıyamete kadar baki kalacağına inanmak çok önemlidir. Diğer kitapların özlerinin ilahi olduğunu kabul etmekle birlikte, zamanla tahrif edildiğine inanırız.
Allah'ın, insanlara doğru yolu göstermek ve ilahi emirleri tebliğ etmek için seçtiği elçilere inanmaktır. Hz. Adem'den başlayıp Hz. Muhammed (s.a.v.) ile son bulan tüm peygamberlerin, Allah'ın mesajını eksiksiz ve doğru bir şekilde ilettiğine, günahsız (ismet sıfatı), doğru sözlü (sıdk sıfatı) ve güvenilir (emanet sıfatı) olduklarına inanmaktır. Hz. Muhammed'in peygamberlerin sonuncusu olduğuna (Hatemu'n-Nebiyyin) iman, burada kilit noktadır.
Dünya hayatının bir sonu olduğuna, öldükten sonra yeniden dirilmeye, hesap gününe, cennet ve cehenneme inanmaktır. Bu inanç, hayatımızın anlamını derinleştirir, sorumluluk bilincimizi artırır ve bizi dünyevi hırslardan arındırır. Benim tecrübelerimle söyleyebilirim ki, ahiret inancı, hayatın zorlukları karşısında insana büyük bir sükûnet ve adalet duygusu verir. Bilirsin ki, hiçbir iyilik karşılıksız, hiçbir kötülük cezasız kalmayacaktır. Bu, aynı zamanda seni daha ahlaklı bir yaşam sürmeye teşvik eden güçlü bir motivasyon kaynağıdır.
Hayır ve şerrin, iyilik ve kötülüğün Allah'tan olduğuna, evrendeki her şeyin Allah'ın ilmi, iradesi ve kudretiyle belli bir düzene göre gerçekleştiğine inanmaktır. Ancak bu, insanın cüzi iradesini (seçme hakkını) ortadan kaldırmaz. Allah her şeyi bilir ama seni bir şeye zorlamaz. İnsan, kendi tercihleriyle sorumludur. Kader, Allah'ın sonsuz ilminin bir yansımasıdır; biz ise bu ilim çerçevesinde seçimler yaparız ve bu seçimlerin sonucuna katlanırız. "Allah her şeyi takdir ettiyse benim ne suçum var?" yanılgısına düşmemek için bu detayı iyi anlamalısın.
Bu şartlar bir bütün olarak anlam kazanır. Bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. İmanın sadece dilde kalmayıp, kalpte kök salması ve davranışlarına yansıması ise, seni gerçek bir mümin yapar.