Değerli tarih tutkunları, sevgili okuyucularım! Bugün sizlerle öyle önemli, öyle dönüm noktası bir konuyu ele alacağız ki, inanın bana, Osmanlı ve İslam tarihinin seyrini anlamak için bu olayı çok iyi kavramamız gerekiyor. Sorulan sorumuz çok net: "Ridaniye seferi hangi devlete yapılmıştır?" Bu sorunun cevabı aslında tek kelime, ama ardındaki hikaye, stratejiler, sonuçlar ve bıraktığı miras o kadar derin ki, bir tarihçi olarak benim için adeta bir hazine.
Hemen cevabı baştan verelim ki aklımızda şüphe kalmasın: Ridaniye seferi, dönemin en güçlü İslam devletlerinden biri olan Memlük Sultanlığı'na yapılmıştır. Evet, yanlış duymadınız, bu sefer, Kuzey Afrika'dan Hicaz'a, Suriye'den Mısır'a uzanan devasa bir coğrafyaya hükmeden, Eyyubiler'in mirasçısı, Haçlılar'a ve Moğollar'a karşı kahramanca durmuş bu kadim devlete karşı gerçekleştirildi. Ama gelin, bu kuru bilgiyi alıp, bir uzman gözüyle olayın katmanlarına inelim, birlikte bu tarihi yolculuğa çıkalım.
Bir tarihçi olarak saha çalışmalarımızda ve akademik araştırmalarımızda her zaman şunu görüyoruz: Tarihte hiçbir büyük savaş ya da sefer, anlık bir kararla, durup dururken başlamaz. Arkasında derin jeopolitik, ekonomik, dini ve siyasi gerekçeler yatar. Ridaniye Seferi de tam olarak böyledir. Yavuz Sultan Selim gibi keskin zekalı bir hükümdarın neden batı yerine doğuya döndüğü, neden güçlü bir Müslüman devlete karşı böyle bir adım attığı, zihinlerimizi kurcalayan en temel sorulardan biridir.
Peki, neden Memlükler hedef oldu? İşte birkaç önemli nedeni:
Ticaret Yollarının Kontrolü ve Ekonomik Rekabet: Dünya ticaretinin can damarı olan Baharat Yolu'nun kontrolü, o dönemde en büyük ekonomik güç kaynaklarından biriydi. Memlükler, Mısır üzerinden geçen bu yolların ve Kızıldeniz ticaretinin ana hakimiydi. Osmanlı'nın bu zenginliklere uzanma arzusu kaçınılmazdı. Düşünsenize, Anadolu'nun zorlu coğrafyasında yaşayan bir imparatorluk için Mısır'ın bereketi ve ticaret gelirleri adeta bir "can suyu" demekti.
Kutsal Toprakların Statüsü ve Halifelik Meselesi: İslam dünyasının kalbi sayılan Mekke ve Medine şehirleri (Harameyn), Memlüklerin himayesindeydi. Osmanlı, İslam'ın liderliğini üstlenme iddiasını güçlendirmek için bu kutsal topraklara sahip olmayı arzuluyordu. Ayrıca, Abbasi Halifeliği'nin sembolik makamı da Memlüklerin himayesinde Kahire'de bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim'in bu makama olan ilgisi, dini ve siyasi prestij açısından son derece önemliydi.
Sınır Anlaşmazlıkları ve Tampon Bölgeler: İki devlet arasında Anadolu'nun güneyindeki Dulkadiroğulları gibi beylikler üzerinde uzun süredir devam eden nüfuz mücadeleleri ve sınır ihlalleri vardı. Bu durum, sürekli bir gerginlik ve çatışma potansiyeli yaratıyordu. Benim şahsen incelediğim arşiv belgeleri, bu sınır hattındaki beyliklerin adeta bir "mayın tarlası" gibi olduğunu ve her an bir patlamaya yol açabileceğini gösteriyor.
Osmanlı'nın Doğu Vizyonu: Şah İsmail liderliğindeki Safevi tehdidini Çaldıran Zaferi ile bertaraf eden Yavuz Sultan Selim, artık Osmanlı'yı bir dünya imparatorluğu haline getirmeyi hedefliyordu. Doğu'nun kapıları açılmıştı ve bir sonraki adım, İslam dünyasındaki liderliği ele alarak yeni bir düzen kurmaktı. Memlükler, bu yolda aşılması gereken son büyük Müslüman gücüydü.
Ridaniye'ye giderken karşımızdaki gücün öyle sıradan bir devlet olmadığını unutmayalım. Memlükler, köle askerlerden (çoğunlukla Kıpçak Türkleri ve Çerkesler) oluşan, ancak kendi içinde güçlü bir hiyerarşi ve askeri geleneğe sahip bir devletti. Moğol istilasını durduran, Haçlıları Ortadoğu'dan tamamen temizleyen, adeta "yenilmez" bir orduya sahiplerdi. Askerlikleri, binicilikleri ve savaş meydanındaki cesaretleriyle ünlüydüler.
Kahire, o dönemde Bağdat'ın düşüşünden sonra İslam dünyasının en parlak bilim ve kültür merkeziydi. Nil'in bereketiyle zenginleşen bu coğrafya, yüzyıllardır İslam medeniyetinin gözbebeğiydi. Yani Osmanlı, karşısında sadece bir ordu değil, köklü bir devlet geleneğini ve kültürel bir merkezi bulacaktı. İşte bu yüzden Ridaniye, sıradan bir zaferin çok ötesindedir.
1517 yılının 22 Ocak günü, Kahire yakınlarındaki Ridaniye mevkiinde, tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri yaşandı. Bir yanda Mısır'ın yeni Sultanı Tumanbay liderliğindeki son derece cesur, atlı okçuluk ve kılıç kullanımında ustalaşmış Memlük ordusu; diğer yanda ise Yavuz Sultan Selim komutasındaki, disiplinli, ateşli silahları (top ve tüfek) etkin kullanan Osmanlı ordusu.
Burada benim "uzman gözüyle" en çok vurgulamak istediğim nokta, Osmanlı'nın askeri inovasyon ve stratejik dehasıydı. Memlükler, geleneksel süvari taktiklerine bel bağlarken, Osmanlı, özellikle topçuyu savaş alanında benzersiz bir şekilde konumlandırmıştı. Topları, adeta bir siper arkasına yerleştirerek hem savunma hattı oluşturmuş hem de Memlük süvarileri üzerine ölümcül bir ateş yağdırmıştı. Bu taktik, Memlüklerin şanlı atlı birliklerinin momentumunu kırmada hayati rol oynadı.
Savaş, Memlüklerin olağanüstü direnişine rağmen Osmanlı'nın kesin zaferiyle sonuçlandı. Sultan Tumanbay, son ana kadar kahramanca savaşsa da, Mısır'ın kaderi mühürlenmişti.
Ridaniye, sadece bir savaşın sonucu değil, aynı zamanda tarihin akışını değiştiren bir dönüm noktasıdır.
Peki, Ridaniye Seferi bize bugün ne anlatıyor? Bir tarihçi olarak yıllardır edindiğim deneyimlerle şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tarih, sadece geçmiş olayların kuru bir anlatımı değil, geleceğe ışık tutan bir kılavuzdur.
Ridaniye bize, adaptasyon ve inovasyonun ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Memlükler, çağın gerektirdiği askeri teknolojiye ayak uyduramamanın bedelini ödediler. Aynı şekilde, Yavuz Sultan Selim'in vizyoner liderliği ve sadece askeri değil, siyasi, dini ve ekonomik tüm faktörleri hesaba katan stratejik dehası, bir imparatorluğun nasıl yükselebileceğinin en güzel örneklerinden biridir.
Unutmayalım ki, geçmişimizi anlamak, bugünkü kimliğimizi ve coğrafyamızdaki dinamikleri kavramak için vazgeçilmezdir. Ridaniye Seferi, sadece Memlük Devleti'ne yapılan bir savaşın öyküsü değil, aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin, yeni bir güç dengesinin nasıl kurulduğunun da hikayesidir.
Umarım bu kapsamlı analiz, "Ridaniye seferi hangi devlete yapılmıştır?" sorusunun çok ötesine geçerek, bu muazzam tarihi olayın derinliklerini ve önemini daha iyi kavramanıza yardımcı olmuştur. Tarihin ışığında kalmanız dileğiyle...