Oktay Sinanoğlu, Türkiye'nin yetiştirdiği en parlak ve uluslararası alanda çığır açmış bilim insanlarından biridir. Kimya ve özellikle kuantum kimyası alanında yaptığı çalışmalarla tanınır. Onu özel kılan en önemli başarılardan biri, 28 yaşındayken ABD'deki Yale Üniversitesi'nde "tam profesör" unvanını alarak üniversite tarihinin en genç profesörü olmasıdır. Bu, dünya akademik çevrelerinde bile eşine az rastlanır bir başarıdır.
Sinanoğlu'nun bilim dünyasına en büyük katkıları, moleküler teorinin temelini oluşturan çalışmalardır. Özellikle "Çok Elektronlu Atom ve Moleküller Teorisi" (Many-Electron Theory - MET) olarak bilinen ve elektron korelasyonu problemine yenilikçi çözümler getiren teorisiyle adını duyurmuştur. Bu teori, atom ve moleküllerin elektronik yapısını, özellikle de elektronlar arası karmaşık etkileşimleri çok daha doğru bir şekilde modellemeye olanak sağlamıştır.
Bunun yanı sıra, "Çözücü Etkisi Teorisi" (Solvent Effect Theory) ile kimyasal reaksiyonların ve moleküllerin davranışının farklı çözücü ortamlarında nasıl değiştiğini açıklayan temel prensipler geliştirmiştir. Bu çalışmalar, ilaç tasarımı, yeni malzemelerin geliştirilmesi ve kimyasal reaksiyon mekanizmalarının anlaşılması gibi pek çok alanda devrim niteliğinde bir etki yaratmıştır. Geliştirdiği teorik yaklaşımlar ve matematiksel modeller, ona iki kez Nobel Kimya Ödülü'ne aday gösterilme onurunu kazandırmıştır.
Sinanoğlu, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda Türk dilinin ve kültürünün bilimde etkin kullanımı konusunda tutkulu bir savunucu olmuştur. Yale'deki parlak kariyerinin ardından Türkiye'ye dönerek ODTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesi gibi kurumlarda dersler vermesi, bilimi kendi ülkesinde yayma ve gençlere ilham verme arzusunun bir göstergesiydi.
Onu diğer bilim insanlarından ayıran önemli bir püf noktası, bilimsel dehasını, millî ve kültürel meselelerle harmanlayabilen özgün kişiliğiydi. Özellikle Türkçenin bilim dili olarak yeterliliği ve eğitim sistemindeki sorunlar üzerine yaptığı derinlemesine analizler ve keskin eleştiriler, onu kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir entelektüel figür haline getirmiştir. Benim tecrübelerime göre, Sinanoğlu'nun bu çok yönlü kişiliği, genç bilim meraklılarında bilimin sadece formüllerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir sorumluluk taşıdığını anlama konusunda önemli bir farkındalık yaratmıştır. Onun mirası, bilimi evrensellikten koparmadan, kendi köklerine ve diline sahip çıkan bir aydının nasıl olabileceğinin çarpıcı bir örneğidir.