Orman alt sınırı, karasal ekosistemlerde ağaç türlerinin doğal yayılışının sona erdiği en düşük rakımı veya en kurak/sıcak coğrafi sınırı ifade eder. Bu sınır, bir dağın eteklerinde ya da bir bölgenin iç kesimlerinde, orman ekosisteminin yerini bozkır, yarı kurak çalılıklar, makilikler veya tarım alanları gibi başka bitki formasyonlarına bıraktığı geçiş bölgesidir. Keskin bir çizgi olmaktan ziyade, genellikle bir ekoton niteliğinde, kademeli bir değişim gösteren bir kuşaktır.
Bu sınırı belirleyen temel faktör, genellikle su mevcudiyetidir. Ağaçlar, özellikle de kurakçıl olmayan türler, yaşamlarını sürdürmek için belirli bir yıllık yağış miktarına ve toprak nemine ihtiyaç duyarlar. Orman alt sınırına yaklaştıkça:
Bu sınırı sadece doğal faktörler değil, aynı zamanda antropojenik etkiler de belirgin şekilde etkiler. Yıllar süren gözlemlerim ve saha çalışmalarıma dayanarak söyleyebilirim ki, özellikle Akdeniz iklim bölgelerinde bu sınırın doğal halini görmek gittikçe zorlaşıyor. İnsan eliyle yapılan tahribatlar, otlatma, tarım açma, yerleşim ve sıkça görülen orman yangınları, doğal orman alt sınırını yapay olarak daha yukarı çekmiş ya da aşağıya doğru sıkıştırmış durumdadır. Bu durum, aslında orman olabilecek alanların çalı formasyonlarına dönüşmesine veya tamamen bozkırlaşmasına yol açar.
Ayrıca, her ağaç türünün kuraklığa ve sıcaklığa karşı toleransı farklıdır. Örneğin, Türkiye'deki kızılçam (Pinus brutia) gibi türler, diğer birçok orman ağacına göre kuraklığa daha dayanıklı olduğundan, bu türlerin yayılış alt sınırı daha düşük rakımlara kadar inebilir. Ancak bu türler için bile belirli bir eşik vardır.
Kısacası, orman alt sınırı, sadece iklimsel bir eşik değil, aynı zamanda topografya, toprak yapısı, biyolojik rekabet ve en önemlisi insan faaliyetlerinin yoğun etkileşimi sonucu şekillenen dinamik bir ekolojik hattır. Bu hattın korunması ve doğru anlaşılması, orman yönetimi ve koruma çabaları için kritik öneme sahiptir.