Sevgili okuyucularım, değerli dostlar,
Bugün sizinle Ortadoğu'nun, hatta belki de tüm dünyanın modern siyasi tarihini derinden etkilemiş, adı anıldığında pek çok farklı duyguyu ve düşünceyi bir arada uyandıran müstesna bir şahsiyeti konuşacağız: Ayetullah Ruhullah Musavi Humeyni. Bu isim, sadece bir liderin değil, aynı zamanda köklü bir ideolojinin, şiddetli bir devrimin ve bugünün İran'ını şekillendiren bir mirasın ta kendisidir. Onu anlamak, sadece geçmişi değil, bugünün Ortadoğu'sunu ve uluslararası ilişkilerini de çözebilmenin anahtarlarından biridir.
Bir uzman olarak bu konuya defalarca eğilmiş, hakkında sayısız makale okumuş, pek çok tanıklık dinlemiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Humeyni, tek bir tanıma sığdırılamayacak kadar karmaşık, çok boyutlu bir figürdür. Kimi için bir kurtarıcı, bağımsızlığın sembolü; kimi için ise bir diktatör, bölgesel istikrarsızlığın mimarıdır. Biz bugün bu farklı katmanları aralayarak, onun hikayesine yakından bakacağız.
Ruhullah Musavi Humeyni, 1902 yılında İran'ın merkezi şehirlerinden Humeyn'de dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta babasını kaybetmesi, annesi ve teyzesi tarafından büyütülmesi onun hayatına erken yaşta bir olgunluk katmıştır diyebiliriz. İslam hukukunu, felsefesini, etiğini ve mistisizmini öğrenmek için Qom'daki dini merkezlere yöneldi. Burada aldığı eğitim, onu Şii İslam geleneğinin en yüksek mertebelerinden biri olan "Ayetullah" seviyesine taşıyacaktı.
Humeyni, 1940'lı yıllardan itibaren Şah rejimine yönelik eleştirileriyle dikkat çekmeye başladı. Özellikle Şah'ın "Ak Devrim" adını verdiği batılılaşma ve laikleşme reformlarına şiddetle karşı çıktı. Onun için bu reformlar, İran'ın İslami kimliğini yok eden, Batı'nın kültürel emperyalizmine hizmet eden adımlardı. Bu dönemde geliştirdiği ve daha sonra İran İslam Devrimi'nin temel taşı olacak olan "Velayet-i Fakih" (Fakihin Yönetimi) teorisi, din adamlarının sadece dini değil, siyasi iktidarı da doğrudan üstlenmesi gerektiğini savunuyordu. Bu fikirler, o döneme kadar siyasetten daha çok kenarda duran Şii uleması için radikal bir değişim çağrısıydı.
1960'lı yılların ortalarında, Şah'a yönelik sert eleştirileri nedeniyle tutuklandı ve ardından sürgüne gönderildi. İlk durağı Irak'ın Necef şehri oldu; burada 13 yıl geçirdi. Necef, Şii dünyasının en kutsal şehirlerinden biriydi ve Humeyni, bu dönemde dersler vererek, öğrencileriyle ve takipçileriyle ilişkilerini güçlendirerek teorilerini daha da olgunlaştırdı. Ancak Irak hükümetiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle 1978'de bu kez Fransa'ya, Paris'in banliyölerinden Neauphle-le-Château'ya geçmek zorunda kaldı. Bu sürgün yılları, onun için bir yenilgi değil, aksine bir fırsat oldu. Paris'ten dünyaya sesini daha rahat duyurabiliyor, modern iletişim araçlarını (o dönem için kasetler ve telefon) ustalıkla kullanarak devrimci mesajlarını İran'ın dört bir yanına ulaştırıyordu.
1978'in sonları ve 1979'un başları, İran için tam anlamıyla fırtınalı günlerdi. Şah rejimine karşı halkın öfkesi doruğa ulaşmış, grevler, gösteriler tüm ülkeyi sarmıştı. İşte bu ortamda, sürgündeki Humeyni, bir kurtarıcı figürü olarak yükseliyordu. Kasetlere okuduğu vaazları elden ele dolaşıyor, sesi halkın kulağında, umudu ise kalbinde yankılanıyordu.
1 Şubat 1979'da, on binlerce kişinin coşkulu çığlıkları eşliğinde Tahran'a, vatanına döndü. Uçaktan iniş anı, sadece bir liderin geri dönüşü değil, aynı zamanda tarihin akışının değiştiği sembolik bir andı. Görüntülerde o yaşlı ama kararlı yüzü, milyonların gözyaşları ve "Allah-u Ekber" sesleri arasında, bir devrimin resmini çiziyordu. Şah rejimi çökmüş, Humeyni liderliğinde İran İslam Devrimi zafer kazanmıştı. Kısa süre içinde referandumla İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi ve Humeyni, "Devrim Rehberi" (Rahbar) sıfatıyla ülkenin en yüksek dini ve siyasi lideri oldu.
Humeyni'nin liderliği altında geçen 10 yıl, İran için dışarıdan bakıldığında çetin sınamalarla dolu, içeriden bakıldığında ise büyük bir yeniden yapılanma ve direniş dönemiydi.
Humeyni, 3 Haziran 1989'da vefat etti. Cenaze töreni, tarihin en kalabalık toplumsal olaylarından biri olarak kaydedildi ve ona duyulan bağlılığı bir kez daha gözler önüne serdi.
Ayetullah Humeyni'nin mirası, tıpkı hayatı gibi, farklı açılardan yorumlanmaya mahkum karmaşık bir resimdir.
Bugün hala Ayetullah Humeyni'yi anlamak, yalnızca İran'ı değil, tüm Ortadoğu coğrafyasını ve küresel siyaseti kavramak için kritik bir öneme sahiptir.
Sevgili dostlar, Ayetullah Humeyni, adından söz edildiğinde zihinlerde hala canlı tartışmaları başlatan, siyah ve beyazın ötesinde gri tonlara sahip bir liderdir. Onu tam anlamıyla kavrayabilmek için, önyargılardan arınarak hem kendi dönemin şartlarını hem de bıraktığı karmaşık mirası tüm yönleriyle incelemeliyiz. Bu, sadece tarihi bir merak değil, aynı zamanda bugünün dünyasını daha doğru yorumlayabilmek için elzem bir gerekliliktir. Unutmayın, tarih sadece geçmişin hikayesi değil, bugünün ve geleceğin aynasıdır.