Çini işleriyle ünlü şehrimiz kesinlikle Kütahya'dır. Bu konuda akla ilk gelen ve geleneksel çiniciliğin kalbi konumunda olan yer Kütahya'dır.
Kütahya, Osmanlı İmparatorluğu döneminden bugüne uzanan köklü bir çini geleneğine sahip. İznik çinilerinin zirve yaptığı dönemlerde bile Kütahya kendi özgün tarzını korumuş ve çini üretimini kesintisiz sürdürmeyi başarmıştır. Hatta İznik çiniciliğinin gerilemeye başladığı dönemlerde bile Kütahya atölyeleri üretimlerine devam ederek bu sanatı günümüze taşımıştır. Bu, Kütahya'nın çinicilik tarihindeki süreklilik ve adapte olabilme yeteneğini gösterir.
Kütahya çinilerini bu kadar özel yapan ne?
Burada ince bir ayrım yapmak gerekir: Osmanlı İmparatorluğu'nun klasik döneminde (15.-17. yüzyıllar) İznik, sarayın himayesinde en üst düzey çinileri üreten merkezdi. İznik çinileri teknik mükemmellikleri ve "İznik kırmızısı" denilen özel bir renkle (ki bu Kütahya kırmızısından biraz farklıdır) dünya sanat tarihinde kendine yer bulmuştur. Ancak İznik'te çinicilik zamanla gerilemiş ve günümüzde daha çok yeniden canlandırma çabalarıyla varlığını sürdürmektedir.
Kütahya ise bu sanatı hiçbir zaman bırakmamış, hem geleneksel teknikleri korumuş hem de modern çağa adapte ederek sürekli üretim yapmış bir şehirdir. Dolayısıyla, "şu an aktif olarak çini işleriyle ünlü şehrimiz" dendiğinde tartışmasız Kütahya'dır. İznik ise daha çok tarihi şanına gönderme yapar.
Kütahya'ya yolun düştüğünde, çini atölyelerini ve mağazalarını mutlaka ziyaret etmelisin. Orada çini ustalarının ellerinde toprağın nasıl sanata dönüştüğüne şahit olmak, bu geleneğin hala ne kadar canlı olduğunu görmene yardımcı olacaktır. Bir çini alırken, desenin el çizimi olup olmadığına dikkat et. Gerçek bir Kütahya çinisi, desen ve renk geçişlerindeki küçük "kusurlar" ve canlılık ile kendini belli eder; seri üretim baskılarda bu ruhu bulamazsın.