Bir borcun hukuken takip edilebilirliğini yitirmesi için geçmesi gereken süreyi ve bu sürenin hesaplanma şeklini merak ediyorsanız doğru yerdesiniz.
Bir borcun hukuken takip edilebilirliğini yitirmesi için geçmesi gereken süreye "zamanaşımı süresi" deriz. Bu süre, borcun türüne ve tabi olduğu kanuni düzenlemelere göre farklılık gösterir.
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 146. maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu, çoğu sözleşmeden doğan alacaklar (örneğin, adi borçlar, genel kredi sözleşmeleri) için geçerli olan genel kuraldır. Eğer özel bir kanun ya da TBK'nın başka bir maddesi farklı bir süre öngörmüyorsa, borcunu tahsil etmek için on yılın var demektir.
TBK'nın 147. maddesi bazı özel alacaklar için beş yıllık zamanaşımı süreleri belirler. Bunlar arasında:
Kira bedelleri, anapara ve temerrüt faizleri gibi dönemsel edimler,
Eser, vekalet, komisyon ve taşıma sözleşmelerinden doğan alacaklar,
Otelci, ambarcı ve benzeri meslek sahiplerinin hizmetlerinden doğan alacaklar,
Perakende satışlardan ve küçük sanat/zanaat işlerinden doğan alacaklar.
Haksız fiillerden doğan alacaklarda durum ise farklıdır; zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiğin tarihten itibaren iki yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Unutma, Tüketicinin Korunması Kanunu veya İcra İflas Kanunu gibi özel yasaların da kendine özgü zamanaşımı süreleri olabilir.
Bu süre, alacağın muaccel olduğu (ödenebilir hale geldiği) tarihten itibaren işlemeye başlar. Yani, borcun ödenmesi gereken tarih geldiğinde henüz ödenmemişse, zamanaşımı süresi o tarihten itibaren sayılmaya başlar. Vade belirlenmemişse, borcun doğduğu an muaccel olduğu kabul edilir.
Bu konuda en kritik püf noktaları zamanaşımını kesen ve durduran hallerdir:
Zamanaşımını Kesen Haller: Borçlunun borcu ikrar etmesi (kabulü), kısmi ödeme yapması, alacaklının dava açması veya icra takibi başlatması gibi durumlar süreyi keser. Kesilen süre, olayın sona ermesinden itibaren sıfırdan tekrar başlar. Bu, sürenin tamamen yenilendiği anlamına gelir.
Zamanaşımını Durduran Haller: Taraflar arasında evlilik, velayet, vesayet ilişkisi bulunması veya mücbir sebep gibi durumlar süreyi durdurur. Durma hali ortadan kalktığında, süre kaldığı yerden devam eder. Süre sıfırlanmaz, sadece geçici olarak bekler.
Zamanaşımı süresi dolduğunda, alacak tamamen ortadan kalkmaz; "eksik borç" haline gelir. Borçlu borcunu ödemek zorunda değildir, öderse geri isteyemez. En önemlisi, alacaklı artık o borç için yasal yollara başvuramaz, icra takibi yapamaz veya dava açamaz. Eğer yaparsa, borçlu "zamanaşımı def'i" (zamanaşımı itirazı) ileri sürerek takibin durdurulmasını sağlayabilir.
Kendi tecrübelerimden şunu söyleyebilirim: Eğer bir alacağın varsa, vade tarihlerini çok iyi takip et ve zamanaşımı süreleri dolmadan harekete geç. Bir alacaklının son dakikayı unuttuğu ve değerli bir alacağın hukuken takip edilemez hale geldiği durumlara çok sık rastladım. Asla son dakikaya bırakma ve olası bir uyuşmazlıkta uzman bir hukukçuya danışmaktan çekinme; karmaşık detaylar basit görünen durumlarda bile çok şeyi değiştirebilir.