Kardeşim, sözünü kesmeyeyim ama tam da tutukladığın noktada durup duraksamak lazım. Bir sinema ve dizi izleyicisi gözüyle baktığımda, Cyberpunk 2077'nın asıl gücünün "sahne yönetimi"nde değil, "insan ilişkilerinin dokusu"nda yattığını görüyorum. Ana hikaye, teknik olarak kusursuz bir blockbuster sineması gibi; patlamalar, kovalamacalar, büyük final... Ama yan görevler? Onlar daha çok In Bruges veya No Country for Old Men gibi, sessizliğin ve karakterin iç çatışmalarının konuştuğu filmler gibi.
Neden mi? Çünkü ana hikayede V bir "anti-hero" olarak sürekli olayları tetikleyen, dışarıdan bakan bir figürken; Panam'ın öfkesi, Judy'nin masumiyetini kaybetmesi veya Peralez çiftinin trajik kaderi, oyuncuyu dışarıdan izleyen değil, içeriden yaşayan bir konuma sokuyor. Geliştiriciler kasıtlı mı yaptılar? Bence evet, ama bu bir kusur değil, bir yapısal tercih. Ana hikaye, oyunun "iskeletini" oluştururken, yan görevler "etini ve kanını" veriyor.
Sinema dünyasında buna "B-rolü karakterlerin A-rolünü geçmesi" denir. Bazen ana karakterin hedefi (V'nin ölümle pençeleşmesi) çok soyut ve evrensel olduğu için, spesifik ve insani acılar (Judy'nin ailevi travması) daha çarpıcı gelir. Oyuncu, V'nin kadersizliğini anlar ama Judy'nin gözyaşlarında kendini görür. Bu, geliştiricilerin ana hikayeyi zayıf bıraktığı anlamına gelmez; aksine, ana hikayeyi bir vurgu olarak değil, bir zemin olarak kullandıklarını gösterir.
Benim gözlemim şu: Cyberpunk'ın ruhu, Night City'nin soğuk, metalik ve acımasız yapısında değil, o acımasızlığın içindeki küçük, kırılabilir insan hikayelerindedir. Ana hikaye seni "oyun baştan oynat" dedirtiyor, yan görevler ise "bu karakterler için üzülüyorum" dedirtiyor. İkincisi, sinematik açıdan daha derin bir iz bırakır çünkü empati gerektirir, sadece aksiyon izlemek değil.
Eğer ikinci seferde ana hikayeyi bitirdiysen ve hâlâ o doyumsuzluk varsa, belki de asıl mesele oyunun kendisi değil, senin beklentilerinle oyunun anlatım dili arasındaki farktır. Oyun sana bir "destan" vadediyor ama aslında sana bir "drama" sunuyor. Ve drama, destan kadar gürültülü olmasa da, kalpte daha uzun süre yankılanır. Bu yüzden Panam'ın o son bakışı, ana hikayedeki en patlayıcı sahneyle aynı ağırlıkta değil, belki de ondan daha ağır basıyor. Çünkü gerçeklik, kurgudan daha vurucu olabilir.