Kapitalizm, temelinde üretim araçlarının özel mülkiyete ait olduğu, ekonomik faaliyetlerin kâr güdüsü ile yönlendirildiği ve mal ile hizmetlerin dağıtımının büyük ölçüde serbest piyasa mekanizmaları tarafından belirlendiği bir ekonomik sistemdir.
Bu sistemin merkezinde birkaç ana unsur bulunur:
Tek bir kapitalizm modelinden bahsetmek yanıltıcı olabilir. Tarihsel ve coğrafi olarak farklı uygulamaları vardır: Laissez-faire kapitalizmi (devletin neredeyse hiç müdahale etmediği), refah kapitalizmi (sosyal güvenlik ağlarının güçlü olduğu), devlet kapitalizmi (devletin ekonomide belirleyici bir rol oynadığı) veya kronizm gibi. Bu farklılıklar, sistemin eşitsizlik, sosyal adalet veya çevresel sürdürülebilirlik gibi konulardaki performansını doğrudan etkiler.
Kendi tecrübelerime göre, kapitalizmin en büyük gücü, yenilikçiliği ve adaptasyonu sürekli teşvik etmesidir. Yeni teknolojiler, iş modelleri ve sektörler sürekli ortaya çıkar. Ancak bu dinamizm, aynı zamanda yıkıcı yaratıcılık dediğimiz bir süreci de beraberinde getirir; yani eski endüstriler ve işler ortadan kalkarken yenileri doğar. Bu durum, sürekli değişime ayak uyduramayan kesimler için sosyal maliyetler yaratabilir ve eşitsizlikleri derinleştirebilir. Örneğin, finansal piyasaların denetimsiz büyümesi ve karmaşık türev ürünleri, 2008 küresel finans krizinde gördüğümüz gibi, tüm küresel ekonomiyi riske atabilir. Bu, sistemin kendi içindeki dengesizlikleri ve dışsallıkları yönetmek için güçlü regülasyonlara ve etik kurallara ihtiyaç duyduğunu gösterir.