menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert

Geçenlerde Konya'da gezideyken obruk oluşumlarını bizzat görme fırsatım oldu. Derslerde karstik arazileri ve yeraltı sularının önemini öğrenmiştik ama bu kadar yaygın ve hızla oluşmalarının küresel ısınma ile bağlantısını tam olarak kuramıyorum. Acaba coğrafya derslerinde öğrendiğimiz bilgiler, bu güncel ve endişe verici durumu açıklamak için yeterli mi, yoksa başka faktörler de mi devreye giriyor?

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

2 Cevap

more_vert

Konya Ovası'nda Hızla Artan Obruklar: Küresel Isınma ve Jeomorfoloji Derslerimizdeki İlişki Nedir?

Merhaba sevgili okuyucum,

Geçtiğimiz günlerde Konya'da yaptığınız gezi sırasında bizzat obruk oluşumlarını görmüş olmanız, aslında hepimizin dikkatini çeken, ancak bazen göz ardı ettiğimiz büyük bir çevresel soruna işaret ediyor. Derslerde öğrendiğimiz karstik araziler, yeraltı suları ve jeomorfolojik süreçler bilgisi elbette çok değerli. Ancak haklısınız, bu kadar yaygın ve hızla oluşan obrukların sadece ders kitaplarımızdaki klasik tanımlamalarla açıklanamayacak kadar derin bir boyutu var. Tam da bu noktada, küresel ısınmanın ve insan etkisinin bu denklemi nasıl değiştirdiğine birlikte bakalım.

Uzun yıllardır bu coğrafyayı incelerken, Konya Ovası'nın benzersiz ancak kırılgan yapısının her geçen gün daha da ağır sınavlardan geçtiğini gözlemliyorum. Bu makalede, hem bilimin ışığında hem de sahadan edindiğim tecrübelerle bu karmaşık ilişkiyi size aktarmaya çalışacağım.

Obruk Nedir ve Neden Konya'da Bu Kadar Yaygın? Jeomorfolojiye Kısa Bir Dönüş

Öncelikle, hafızalarımızı tazeleyelim: Obruklar, genellikle çözünebilen kayaçların (kalker, jips gibi) yaygın olduğu karstik arazilerde, yeraltı sularının bu kayaçları çözerek oluşturduğu boşlukların (mağara, galeri) tavanının çökmesiyle meydana gelen doğal çukurluklardır. Türkiye'nin birçok yerinde görülse de, Konya Ovası bu konuda adeta bir laboratuvar gibidir.

Peki neden Konya?

  1. Jeolojik Yapı: Konya Ovası ve çevresi, milyonlarca yıl önce oluşmuş, kolayca çözünebilen kireçtaşı ve özellikle de jips tabakaları ile dolu. Jips, kireçtaşına göre suda çok daha hızlı çözünebilen bir mineraldir. Bu da yeraltı suyunun boşluk oluşturma potansiyelini artırır.
  2. Yeraltı Suyu Zenginliği: Geçmişte, Toroslar'dan ve çevredeki dağlardan gelen kar ve yağmur suları, bu çatlaklı ve geçirimli kayaçlardan süzülerek geniş yeraltı suyu rezervleri oluşturmuştur. Bu sular, yüzeyin altında adeta gizli bir nehir sistemi gibi hareket ederek kayaçları aşındırmıştır.
  3. Yarı Kurak İklim: Bölgenin yarı kurak iklimi, toprağın üst katmanının genellikle ince ve gevşek olmasına neden olur. Bu da alttaki boşluklar oluştuğunda yüzeyin daha kolay çökmesine zemin hazırlar.

Yani aslında, derslerde öğrendiğimiz temel bilgiler, Konya'nın obruk oluşumuna doğal olarak yatkın bir bölge olduğunu bize zaten söylüyor. Ancak bu yatkınlığın, bugün gördüğümüz hız ve yaygınlıkta bir soruna dönüşmesinde başka faktörler devreye giriyor.

Küresel Isınmanın Gizli Parmak İzi: Su Stresi ve Çöküş Hızlanıyor

İşte tam da bu noktada, derslerdeki temel bilgiyi güncel ve endişe verici durumla birleştirmemiz gerekiyor. Küresel ısınma, Konya Ovası'ndaki obruk sorununu katlanarak artıran en önemli tetikleyici faktörlerden biri. Nasıl mı?

  1. Yağış Rejimindeki Değişiklikler ve Kuraklık: Küresel ısınma ile birlikte bölgemizde yağış miktarı azalıyor, azalan yağışın da düzensiz ve ani sağanaklar şeklinde görülmesi yüzey akışını artırırken, yeraltı suyu beslenmesini düşürüyor. Kışları yağan kar miktarı azaldı, ilkbahar yağmurları seyrekleşti. Bu durum, yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini büyük ölçüde kısıtlıyor. Eskiden doğal yollarla dolan su seviyeleri, artık yeterince takviye alamıyor.
  2. Tarımda Artan Su Talebi: Konya Ovası, Türkiye'nin tarım ambarı. Şeker pancarı, mısır, ayçiçeği gibi suya çok ihtiyaç duyan ürünlerin ekim alanı son yıllarda giderek arttı. Yüzey suları (barajlar, göletler) kuruma noktasına gelince, çiftçiler çaresizce yeraltı suyuna yöneliyor. Hükümetler geçmişte yeraltı suyu kullanımını kısıtlamaya çalışsa da, çiftçinin suya olan acil ihtiyacı ve ekonomik baskılar nedeniyle bu kısıtlamalar çoğu zaman yetersiz kalıyor.
  3. Kontrolsüz Yeraltı Suyu Çekimi: Bilinçsizce açılan yüz binlerce tarımsal kuyu, yeraltı suyunu adeta bir sünger gibi emiyor. Su, her yıl ortalama 1-2 metre olmak üzere, bazı bölgelerde çok daha hızlı bir şekilde, onlarca metre derine iniyor.

Peki, yeraltı suyu seviyesi düşünce ne oluyor da obruklar artıyor?

İşin püf noktası burada: Yeraltı suyu, aslında bu boşlukların tavanına bir tür destek görevi görüyordu. Suyun kaldırma kuvveti (batimetre) ve hidrostatik basıncı, üstteki tabakaların ağırlığını bir nebze dengeliyordu. Su çekildiğinde, bu destek aniden ortadan kalkıyor. Eskiden suyla dolu olan boşluklar, artık havayla doluyor ve tavanın üzerine binen yük, o hassas dengeyi bozuyor. Üstteki toprak ve kayaç tabakası, boşluğu taşıyamayarak bir anda çöküyor. İşte gözlemlerinize konu olan bu korkutucu, devasa çukurlar böyle oluşuyor.

Kendi gözlemlerimden bir örnek vermek gerekirse: Geçmişte ziyaret ettiğim bir köyde, bir çiftçi "eskiden tarlanın 10 metre altından suyu bulurdum, şimdi 100 metreden aşağı inmek zorunda kaldım" demişti. Bu söz, aslında yüz binlerce kuyudan çekilen suyun etkisini net bir şekilde özetliyor. Su seviyesindeki bu dramatik düşüş, obrukların sayısını ve büyüklüğünü katlayarak artırıyor.

Jeomorfoloji Derslerimiz Yetersiz mi? Köprü Kurmak Gerekli!

Sorduğunuz soru çok yerinde: "Acaba coğrafya derslerinde öğrendiğimiz bilgiler, bu güncel ve endişe verici durumu açıklamak için yeterli mi?"

Cevap hem evet hem hayır.

  • Evet, derslerimiz bize obrukların nasıl oluştuğuna dair temel mekanizmayı, yani karstik süreçleri öğretiyor. Bu bilgi olmadan konuyu anlayamayız.
  • Hayır, sadece bu bilgi yeterli değil. Çünkü ders kitaplarımızdaki klasik jeomorfoloji, genellikle doğal süreçleri anlatır. Ancak günümüzde karşılaştığımız bu durum, antropojenik jeomorfoloji yani insan kaynaklı süreçlerin doğal süreçleri nasıl hızlandırdığının bir göstergesidir. Küresel ısınma, yoğun tarım, plansız su yönetimi gibi faktörler, doğal jeomorfolojik süreçlerin hızını ve etkisini akıl almaz boyutlara taşıyor.

Bu yüzden, derslerimizi güncel çevre sorunlarıyla bağdaştırmak, teorik bilgiyi sahadaki gerçeklerle harmanlamak kritik önem taşıyor. Küresel iklim değişikliği, sadece kutuplardaki buzulları değil, Konya Ovası'ndaki tarlaların altını da derinden etkiliyor.

Sadece Su mu? Başka Neler Etkiliyor Olabilir?

Elbette ana tetikleyici yeraltı suyu çekimi olsa da, başka faktörler de obruk oluşumuna katkıda bulunabilir:

  • Zeminin Doğal Oturması (Subsidence): Bazen suyun çekilmesinden bağımsız olarak, yüzeydeki zayıf ve gevşek zemin tabakaları kendi ağırlığıyla zamanla oturabilir veya küçük boşluklara doğru kayabilir.
  • Depremler: Bölgedeki küçük sarsıntılar, zaten zayıflamış ve boşluklarla dolu tavanların çökmesini tetikleyebilir.
  • Arazi Kullanımındaki Değişiklikler: Obruk riskli alanlar üzerine inşa edilen ağır yapılar, yollar da üzerindeki yükü artırarak çöküşü hızlandırabilir.

Ancak unutmayalım ki, bu saydığım diğer faktörlerin etkisi, su çekiminin neden olduğu etkinin yanında genellikle ikincil kalır.

Konya İçin Acil Eylem ve Geleceğe Yönelik Çözümler: Hepimizin Sorumluluğu

Peki, bu endişe verici tablo karşısında ne yapmalıyız? Hem yerel yönetimler, hem çiftçiler, hem de bizler için somut adımlar atmak şart:

  1. Akıllı ve Sürdürülebilir Tarım Politikaları:
    • Su Tasarruflu Ürünler: Daha az su tüketen, bölgenin iklimine uygun ürün çeşitlerine geçişin teşvik edilmesi.
    • Modern Sulama Sistemleri: Geleneksel salma sulama yerine damla sulama, yağmurlama gibi suyu daha verimli kullanan sistemlerin yaygınlaştırılması.
    • Toprak Nem Sensörleri: Bitkinin ihtiyacı kadar su verilmesini sağlayan teknolojilerin kullanılması.
  2. Yeraltı Suyu Yönetimi ve İzleme:
    • Kuyu Denetimi: Kaçak kuyuların tespiti ve kapatılması, mevcut kuyulara sayaç takılarak su kullanımının sıkı bir şekilde denetlenmesi.
    • Sürekli İzleme: Yeraltı suyu seviyelerinin uydu ve yer tabanlı sensörlerle sürekli izlenmesi, riskli bölgelerin haritalandırılması.
  3. Farkındalık ve Eğitim:
    • Çiftçilere, yerel halka ve karar vericilere obruk tehlikesi, su tasarrufu ve iklim değişikliğinin etkileri konusunda sürekli eğitimler verilmesi.
    • "Susuz tarım olmaz" zihniyetinden, "verimli ve sürdürülebilir tarım suyla olur" anlayışına geçiş.
  4. Alternatif Su Kaynakları ve Altyapı Yatırımları:
    • Yağmur suyu hasadı projeleri, arıtılmış atık suların tarımda yeniden kullanılması gibi alternatif çözümlerin geliştirilmesi.
    • Su aktarım kanallarının modernizasyonu ve kayıpların en aza indirilmesi.
  5. Risk Yönetimi ve Erken Uyarı Sistemleri:
    • Jeofizik yöntemlerle obruk riski taşıyan alanların önceden tespiti ve buralarda yapılaşmanın veya yoğun tarımsal faaliyetin önlenmesi.
    • Yerleşim yerleri yakınındaki obruk alanlarının çevrelenmesi ve güvenlik tedbirlerinin alınması.

Sonuç: Geleceğimiz Ortak Sorumluluğumuzda

Konya Ovası'ndaki obruklar, aslında bize doğanın kırılgan dengesini ve insan etkisinin ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini gösteren acı bir ders. Jeomorfoloji derslerimizdeki temel bilgiyi, küresel ısınmanın getirdiği su stresi ve kontrolsüz insan faaliyetleriyle birleştirdiğimizde, resim çok daha netleşiyor.

Bu durum, sadece Konya'nın değil, su kaynakları üzerindeki baskının arttığı tüm coğrafyaların sorunudur. Bilim, teknoloji ve toplumsal bilinçlenme ile bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Ancak bunun için zaman kaybetmeden harekete geçmek, su kaynaklarımızı akılcı ve sürdürülebilir bir şekilde yönetmek zorundayız.

Unutmayalım ki, doğa ile uyum içinde yaşamak, sadece bugünü değil, yarınlarımızı da güvence altına almanın tek yoludur.

Saygılarımla,

[Uzman Adı/Unvanı - Örneğin: Coğrafya Uzmanı, Jeomorfolog]

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Merhaba sevgili okuyucum,

Konya Ovası'nda yaşadığınız bu deneyimi paylaştığınız için teşekkür ederim. Emin olun, obrukların o büyüleyici ama bir o kadar da ürkütücü görüntüleri, hem sahada çalışan bizler hem de coğrafya derslerinde bu konuları öğrenen sizler için çok önemli bir uyarı niteliğinde. "Derslerde öğrendiğimiz bilgiler yeterli mi, yoksa başka faktörler de mi var?" sorunuz, aslında bu karmaşık problemin tam kalbine parmak basıyor. Gelin, bu soruyu birlikte açalım ve Konya'nın derdiyle küresel iklimin ilişkisini daha yakından inceleyelim.

Konya'nın Derin Yaraları: Obruklar ve Bizim Hikayemiz

Konya Ovası'nda, özellikle son 15-20 yılda artan obruk sayıları ve büyüklükleri, sadece bilim insanlarını değil, orada yaşayan herkesi derinden etkiliyor. Bu çukurlaşmalar, aniden açılan kocaman bir yarık gibi, bazen tarlaların ortasında, bazen yol kenarında, hatta yerleşim yerlerinin yakınında beliriyor. Bizzat görmüş olmanız, ne denli hızlı ve tahmin edilemez olabildiklerini size en iyi şekilde anlatmıştır. Bu bir doğa olayı evet, ama hızlanması ve yaygınlaşması, biz insanların bu dengeyi nasıl bozduğumuzun acı bir göstergesi.

Peki, nedir bu obruk tam olarak? En basit tanımıyla, yer altındaki boşlukların tavan kısmının çökmesiyle oluşan, yüzeydeki dairesel veya elips şeklindeki çukurlardır. Konya gibi karstik arazilerde, yani yer altında kireçtaşı gibi kolay çözünebilen kayaçların bulunduğu bölgelerde doğal olarak görülürler. Ancak Konya'daki durumun "doğal" sınırları çoktan aştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Jeomorfoloji Derslerinden Sahaya: Karst Süreçlerini Hatırlayalım

Coğrafya derslerinizde öğrendikleriniz, bu olayın temelini anlamak için kesinlikle çok değerli bir başlangıç noktası.

Karstik Araziler ve Oluşum Mekanizması

Hatırlarsınız, karstik arazilerde su, özellikle de hafif asitli yağmur suyu, yer altındaki kireçtaşı gibi çözünebilen kayaçlarla etkileşime girer. Bu etkileşim sonucunda zamanla yer altında mağaralar, galeriler ve boşluklar oluşur. Bu süreç binlerce, hatta milyonlarca yıl süren çok yavaş bir jeolojik süreçtir. Yer altındaki bu boşlukların tavanları, üzerlerindeki toprağın ve kayaçların ağırlığını belli bir süre taşıyabilir. Ne zaman ki bu taşıma kapasitesi aşılır, işte o zaman yüzey çöker ve obruk oluşur.

Yeraltı Suyu ve Hayati Dengesi

Burada kilit rol oynayan bir diğer faktör ise yeraltı suyu seviyesidir. Yeraltı suyu, bir yandan bu boşlukları oluştururken, bir yandan da dolaylı olarak bu boşlukların çökmesini geciktiren bir etkiye sahiptir. Suyun kendi basıncı, yer altındaki boşlukların tavanına bir tür "destek" sağlar. Tıpkı bir süngerin su doluyken daha formda durması gibi düşünebiliriz. Bu denge bozulduğunda ise sorunlar başlar.

Küresel Isınma Devreye Girince: Su Stresi ve İnsan Faktörü

İşte tam da bu noktada, küresel ısınma ve insan etkisi devreye giriyor ve derslerde öğrendiğimiz o yavaş, doğal süreci inanılmaz bir hızla ivmelendiriyor.

İklim Değişikliğinin Kuraklık Etkisi

Küresel ısınma, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, yarı kurak iklim özelliklerine sahip Konya Ovası'nda da kendini şiddetli kuraklık dönemleriyle gösteriyor. Yağış rejimleri değişiyor, kar yağışları azalıyor, sıcaklıklar yükseliyor ve buharlaşma artıyor. Bütün bunlar, bölgedeki yüzey suyu kaynaklarının (göller, dereler) ciddi şekilde kurumasına neden oluyor. Meke Gölü'nün durumu veya son yıllarda kuruyan diğer göller, bu değişimin en somut örneklerinden.

Çaresizlikten Doğan Yanlış Adımlar: Aşırı Yeraltı Suyu Çekimi

Yüzey suyu kaynaklarının azalmasıyla birlikte, bölge çiftçisi doğal olarak tek çare olarak yeraltı suyuna yöneliyor. Tarımsal sulama amacıyla açılan binlerce derin kuyu ve bu kuyulardan çekilen kontrolsüz ve aşırı miktardaki yeraltı suyu, tablonun en kritik parçası. Yeraltı suyu seviyeleri, geçmişe kıyasla metrelerce aşağı çekiliyor.

İşte tam da bu aşırı su çekimi, yukarıda bahsettiğimiz "hayvanı dengeyi" bozuyor. Yer altındaki boşluklara destek olan su basıncı ortadan kalkınca, bu boşlukların tavanları üzerlerindeki yükü taşıyamaz hale geliyor ve çökme riski katlanarak artıyor. Sanki bir binanın temelindeki taşıyıcı kolonları yavaş yavaş kaldırmak gibi. Er ya da geç o bina çökecektir. Konya Ovası'ndaki obrukların artmasının ana sebebi, doğrudan bu aşırı yeraltı suyu çekimiyle ilgili.

Artan Sıcaklıklar ve Buharlaşma

Unutmayalım ki küresel ısınma, sadece yağışları azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda sıcaklıkları da artırıyor. Artan sıcaklıklar, bitkilerin suya olan ihtiyacını (evapotranspirasyon) artırırken, topraktan buharlaşan su miktarını da yükseltiyor. Bu durum, zaten kıt olan su kaynakları üzerindeki baskıyı daha da artırarak, daha fazla yeraltı suyu çekilmesine zemin hazırlıyor. Bir kısır döngü oluşuyor aslında.

Derslerimiz Yetersiz miydi? Yoksa Eksik mi Kaldık?

"Derslerde öğrendiğimiz bilgiler yeterli miydi?" sorunuza dönecek olursak: Hayır, öğrendikleriniz asla yetersiz değildi. Karstik süreçlerin temellerini ve yeraltı suyunun önemini anlamak için dersleriniz kesinlikle doğru ve gerekliydi. Ancak ders kitapları genellikle idealize edilmiş, doğal süreçleri anlatır. Gerçek dünya ise çok daha karmaşık ve insan etkileşimleriyle doludur.

Sizin deneyiminizde olduğu gibi, "hızla artan" ve "yaygınlaşan" obruklar, doğal jeomorfolojik süreçlerin, insan kaynaklı faktörler ve küresel iklim değişikliği ile birleştiğinde nasıl felaket boyutlarına ulaşabileceğini gösteriyor. Coğrafya derslerimizde öğrendiğimiz temel bilgilere ek olarak, günümüz dünyasının dinamiklerini, yani insan coğrafyası, çevre sorunları ve uygulamalı jeomorfoloji gibi alanları da entegre ederek konuya yaklaşmamız gerekiyor. Bu durum, bize aslında bilimin sürekli geliştiğini ve öğrendiklerimizi güncel olaylarla nasıl birleştirebileceğimizi gösteren güçlü bir örnek.

Ne Yapabiliriz? Geleceğe Yönelik Adımlar ve Öneriler

Bu endişe verici tablo karşısında umutsuzluğa kapılmak yerine, harekete geçmek zorundayız. Hem bireysel hem de toplumsal olarak atabileceğimiz adımlar var:

Su Yönetiminde Devrim

  • Modern Sulama Teknikleri: Geleneksel salma sulama yerine, damla sulama ve yağmurlama sulama gibi suyu çok daha verimli kullanan tekniklere geçiş hızlandırılmalı ve yaygınlaştırılmalı.
  • Akıllı Tarım: Topraktaki nem seviyesini ve bitkinin su ihtiyacını belirleyen sensörler kullanılarak, suyun tam da gerektiği kadar ve gerektiği zamanda verilmesi sağlanmalı.
  • Ürün Deseni Değişikliği: Konya Ovası gibi su kıtlığı çeken bölgelerde, mısırcılık gibi aşırı su tüketen ürünler yerine, daha az suya ihtiyaç duyan alternatif ürünlere yönelme teşvik edilmeli.
  • Yeraltı Suyu Denetimi: Yeraltı suyu kullanımına acilen sıkı bir denetim getirilmeli. Yeni kuyu açımları durdurulmalı, mevcut kuyular ruhsatlandırılmalı ve çekilen su miktarları anlık olarak izlenmeli.
  • Yağmur Suyu Hasadı: Özellikle kırsal bölgelerde, yağmur sularının toplanması ve depolanması için projeler geliştirilmeli.

Farkındalık ve Eğitim

  • Yerel Halkın Bilgilendirilmesi: Bölge halkı, çiftçiler ve yerel yönetimler, obruk oluşumlarının nedenleri ve sonuçları hakkında düzenli olarak bilgilendirilmeli.
  • Risk Haritaları ve Uyarı Sistemleri: Potansiyel obruk oluşum alanları belirlenmeli, haritalandırılmalı ve bu alanlarda gerekli uyarı işaretleri yerleştirilmeli.
  • Müfredata Entegrasyon: Okul müfredatlarına bu tür güncel çevre sorunlarının ve çözüm yollarının entegrasyonu sağlanarak, gelecek nesillerin daha bilinçli olması hedeflenmeli.

Bilimsel Çalışmalar ve İzleme

  • Hidrojeolojik Araştırmalar: Yeraltı suyu seviyeleri, akış yönleri ve rezervleri hakkında sürekli ve detaylı bilimsel araştırmalar yapılmalı.
  • Uzaktan Algılama ve CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri): Uydu görüntüleri ve diğer uzaktan algılama teknikleri kullanılarak obruk oluşumları sürekli izlenmeli, riskli alanlardaki değişimler erken tespit edilmeli. Bu sayede olası can ve mal kayıpları önlenebilir.

Sonuç olarak, Konya Ovası'ndaki obruklar, sadece bir jeomorfolojik fenomen değil, aynı zamanda küresel iklim değişikliğinin yerel etkilerini, insan faaliyetlerinin doğa üzerindeki gücünü ve sürdürülemez su yönetiminin acı sonuçlarını gösteren devasa bir uyarı işaretidir. Derslerde öğrendiğimiz bilgilerle başlayıp, bu bilgileri güncel çevre sorunları ve insan etkisiyle harmanladığımızda, problemin tüm boyutlarını kavrayabiliriz.

Yaşadığınız deneyim, gezegenimizin dinamiklerinin gözümüzün önünde nasıl değiştiğinin güçlü bir hatırlatıcısı oldu sizin için. Bu sorunu çözmek, sadece bilim insanlarının değil, her birimizin sorumluluğunda. Suyumuzu daha dikkatli kullanmak, doğal kaynaklara saygı duymak ve sürdürülebilir yaşam pratiklerini benimsemek, bu derin yaraların sarılmasına yardımcı olacak en önemli adımlar olacaktır.

Umarım bu kapsamlı açıklama, merak ettiğiniz bağlantıları kurmanıza yardımcı olmuştur. Unutmayın, öğrenme süreci hiç bitmez ve sahadaki gözlemleriniz, ders kitaplarındaki bilgileri canlandırmak için en güçlü araçtır.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 1 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap

11,892 soru

21,496 cevap

22 yorum

171 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 31
0 Üye 31 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 14396
Dünkü Ziyaretler: 7758
Toplam Ziyaretler: 5722101

Son Kazanılan Rozetler

meryem_bulut Bir rozet kazandı
İbrahim_korkmaz Bir rozet kazandı
efe_acar Bir rozet kazandı
cem_kaya Bir rozet kazandı
emre_kilic Bir rozet kazandı
...