Değerli okuyucularım,
Hayat hepimizin karşısına beklenmedik anlar, küçük dikkatsizlikler ve maalesef bazen de büyük pişmanlıklar çıkarır. Bir anlık dalgınlıkla elimizden düşen bir fincan, aceleyle attığımız bir adımın sebep olduğu bir takılma ya da trafikte kısa bir anlık dikkatsizlik... Hepimiz hayatımızda bir anlık dikkatsizliğin, küçük bir ihmalin ne büyük sonuçlara yol açabileceğini duymuşuzdur, belki de bizzat deneyimlemişizdir. İşte hukuk dünyasında bu "istemeden" ama "dikkatsizlik veya özensizlik sonucu" oluşan zararlı sonuçları açıklayan çok önemli bir kavram var: Taksir.
Ben, Türkiye'nin önde gelen hukuk uzmanlarından biri olarak, bugün sizlere taksir kavramını sadece kanun maddeleriyle değil, aynı zamanda hayatın içinden, somut örneklerle ve samimi bir dille anlatmak istiyorum. Amacım, bu karmaşık görünen kavramı herkesin anlayabileceği, uygulayabileceği ve üzerinde düşünebileceği bir hale getirmek. Çünkü taksir, sadece adliye koridorlarında konuşulan bir konu değil, her birimizin günlük hayatında karşılaşabileceği, etkilerini derinden hissedebileceği bir gerçekliktir.
Hazırsanız, hukuk ve vicdanın kesişim noktasında duran bu önemli konuyu birlikte keşfe çıkalım.
Öncelikle, tanımıyla başlayalım. Hukuk dilinde ve günlük hayatta taksir, aslında özen göstermeyerek, dikkat ve öngörü yükümlülüğüne aykırı hareket ederek bir zararlı sonucun doğmasına neden olmaktır. Türk Ceza Kanunu'muzda (TCK) bu durum çok net ifade edilir: "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suç tanımında belirtilen neticesi öngörülemeyerek gerçekleştirilmesi."
Kulağa biraz teknik gelebilir, hemen basitleştirelim: Taksir, yapmanız gereken özeni göstermediğiniz, dikkat etmediğiniz için bir zararın ortaya çıkmasıdır. Buradaki en kilit nokta şudur: Bu zararlı sonucu istememiş olmanızdır.
Kasıt ile Taksir Arasındaki Fark:
Taksir, genellikle "kasıt" (istemek, bilerek ve isteyerek yapmak) kavramıyla karıştırılır. Ancak aralarındaki fark hayati önem taşır:
Kasıt: Bir sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmek. Örneğin, birine yumruk atmayı istemeniz ve atmanız.
Taksir: Bir sonucu istememekle birlikte, gerekli özeni göstermediğiniz için o sonucun ortaya çıkması. Örneğin, yürürken dalgınlıkla birine çarparak yere düşürmeniz ve hafif yaralanmasına neden olmanız. Siz onu düşürmek istemediniz, sadece etrafa dikkat etmediniz.
İşte bu "istemeden" ama "ihmal veya dikkatsizlik sonucu" ortaya çıkan durumlar, taksirin temelini oluşturur.
Bir olayın hukuk dilinde taksir olarak değerlendirilmesi için bazı şartların bir araya gelmesi gerekir. Gelin bu temel unsurları madde madde inceleyelim:
Taksirli bir sonucun doğabilmesi için öncelikle bir davranışın olması gerekir. Bu, aktif bir eylem olabileceği gibi (hızlı araba kullanmak), yapılması gereken bir şeyi yapmamak şeklinde bir hareketsizlik (ihmal) de olabilir (trafik lambasının bakımını yapmamak). Örneğin, bir inşaat alanında uyarı levhası koymamak bir hareketsizliktir.
Bu, taksirin kalbidir diyebiliriz. Toplumda, meslekte, hayatın her alanında bizden beklenen ortalama bir dikkat ve özen seviyesi vardır. Bu seviyenin altında kalındığında, yani "basiretli bir kişinin" göstermesi beklenen özen gösterilmediğinde, özen yükümlülüğüne aykırılık oluşur. Bir sürücüden, bir doktordan, bir mühendisten veya sıradan bir vatandaştan beklenen dikkat ve özen düzeyi bellidir. Bu özenin gösterilmemesi, kapının ardına kadar açık bırakılması ve bir zarara davetiye çıkarılmasıdır.
Taksirde, meydana gelen zararlı sonucun öngörülebilir olması gerekir. Yani, o kişi o davranışı yaparken veya yapmazken, normal bir insan için o sonucun ortaya çıkma ihtimalinin görülebilir olması lazımdır. Örneğin, buzlu yolda hız yapmak bir kazanın olabileceğini öngörmektir. Evet, siz kaza olmasını istemezsiniz ama hız yaparsanız, bir kazanın olabileceğini öngörmek zorundasınız. Eğer hiçbir makul insanın öngöremeyeceği bir sonuç ortaya çıkmışsa, orada taksirden söz edemeyiz.
Yukarıda da belirttiğim gibi, bu, taksiri kasıttan ayıran en önemli unsurdur. Fail, meydana gelen zararlı sonucu istememiştir. Belki umursamamıştır, belki önemsememiştir, belki de "bana bir şey olmaz" diye düşünmüştür ama o sonucun gerçekleşmesini arzu etmemiştir.
Son olarak, kişinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile ortaya çıkan zararlı sonuç arasında doğrudan bir ilişki (nedensellik bağı) olmalıdır. Yani, eğer o dikkatsiz davranış yapılmasaydı veya o ihmal olmasaydı, o zararlı sonuç da ortaya çıkmazdı. Basitçe "sebep-sonuç" ilişkisi diyebiliriz.
Taksir kavramını somutlaştırmanın en iyi yolu, hayatın içinden örneklere bakmaktır. Emin olun, bu örneklerin çoğuyla siz de karşılaşmışsınızdır.
Sanırım hepimizin aklına ilk gelen örnek bu. Hız sınırını aşmak, kırmızı ışıkta geçmek, seyir halindeyken cep telefonuyla uğraşmak, takip mesafesini korumamak... Bunların hepsi özen yükümlülüğüne aykırı davranışlardır ve bir kazaya neden olduklarında taksirli trafik kazası olarak değerlendirilir. Sürücü, birine çarpmak istemez ama dikkatsizliği sonucu bir yaralanmaya veya ölüme neden olursa, burada taksir vardır. Ne yazık ki ülkemizde bu tür olaylar nedeniyle her yıl çok sayıda kişi hayatını kaybediyor ya da sakat kalıyor.
Çalışma hayatında da taksirle sıkça karşılaşırız. İşverenlerin gerekli iş güvenliği önlemlerini almaması (koruyucu ekipman sağlamamak, makine bakımlarını aksatmak) veya çalışanların kendi güvenliklerini tehlikeye atacak şekilde kurallara uymaması (baret takmamak, emniyet kemeri kullanmamak) sonucunda meydana gelen kazalar da taksir kapsamına girer. Bir işçinin yüksekten düşüp yaralanmasında, gerekli güvenlik ağının kurulmamış olması taksirli bir ihmal örneğidir.
Doktorların veya diğer sağlık çalışanlarının tıbbi standartlara uygun davranmayarak, gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek hastaya zarar vermesi durumu da taksirli fiil olarak değerlendirilebilir. Yanlış teşhis, eksik tedavi, ameliyatta yapılan bir hata, unutulan bir cerrahi alet... Bunların hepsi, öngörülebilir ancak istenmeyen sonuçlar doğuran tıbbi taksir (malpraktis) örnekleridir. Elbette her kötü sonuç taksir değildir; tıp alanında riskler her zaman mevcuttur. Önemli olan, hekimin mesleki standartlara uygun özeni gösterip göstermediğidir.
Bir inşaat mühendisinin projelendirmede yaptığı hesap hatası, bir müteahhidin kalitesiz malzeme kullanması veya gerekli denetimleri yapmaması sonucunda binaların yıkılması ya da çatlaması da taksirli eylemlerin ağır sonuçlar doğuran örnekleridir. Maalesef ülkemiz deprem kuşağında olduğu için bu tür ihmallerin can kayıplarına yol açtığı acı olaylara tanık olduk.
Daha basit ve hepimizin başına gelebilecek örnekler de var:
Balkondaki saksıyı rüzgarda düşebileceğini öngöremeyerek sabitlememek ve birinin yaralanmasına neden olmak.
Evde yanan bir ocağın başında ayrılıp yangına sebebiyet vermek.
* Çocuğunuzun oynadığı tehlikeli bir oyuncağı kontrol etmemek ve çocuğun yaralanması.
Gördüğünüz gibi, taksir hayatımızın her anında karşımıza çıkabilecek bir gerçeklik.
Hukukumuz taksiri iki ana kategoriye ayırır ve bu ayrım, verilecek cezanın ağırlığı açısından önemlidir:
Bu tür taksirde, kişi yapması gereken dikkat ve özeni göstermediği için bir zararlı sonucun ortaya çıkacağını öngöremez. Yani, sonucun meydana gelebileceğini aklından bile geçirmez, düşünmez. Örneğin, yolda yürürken dalgınlıkla birinin ayağına basıp düşürmek. Siz o kişinin düşeceğini düşünmediniz, sadece dalgındınız.
İşte burada durum biraz daha karmaşıktır. Bilinçli taksirde, kişi hareketinin sonucunda bir zararın meydana gelebileceğini öngörür, yani bu ihtimalin farkındadır. Ancak, "bana bir şey olmaz," "ben bunu engellerim," "kıl payı kurtarırım" gibi düşüncelerle o zararın oluşmayacağına inanır, güvenir ve davranışına devam eder.
Örneğin, kırmızı ışıkta geçen bir sürücü, bir kazanın olabileceğini bilir (öngörür). Ancak "ben hızlıyım, kimse yok, yetişirim" düşüncesiyle geçer ve bir kazaya neden olursa, bu bilinçli taksirdir. Burada kasıta (dolaylı kasıt/olası kasıt) çok yakın bir durum vardır, ancak aradaki ince çizgi şudur: Bilinçli taksirde kişi sonucun gerçekleşmesini istemez ve onu engelleyebileceğine inanır. Olası kasıtta ise, sonucun meydana gelme ihtimalini kabul eder ve "olsun bakalım" der. Bu ayrım yargıçlar için bazen oldukça zorlayıcı olabilir.
Peki, taksirli bir fiil sonucunda bir zarar meydana geldiğinde hukuken ne olur?
Taksirli fiiller, özellikle can kaybı veya ciddi yaralanmalara yol açtığında, Ceza Hukuku kapsamında değerlendirilir. Kişi, taksirle işlediği suçtan dolayı hapis cezası veya adli para cezası ile karşılaşabilir. Verilecek cezanın miktarı, eylemin ağırlığına, sonucun ciddiyetine (ölüm, yaralanma derecesi), taksirin basit mi yoksa bilinçli mi olduğuna göre değişir. Hatta bazı durumlarda, mahkemeler erteleme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kararlar da verebilir.
Ceza hukuku faili cezalandırmayı amaçlarken, tazminat hukuku zarar görenin mağduriyetini gidermeyi hedefler. Taksirli bir fiil sonucunda zarar gören kişi, maddi (tedavi giderleri, iş göremezlik, gelir kaybı vb.) ve manevi (çekilen acı, üzüntü vb.) tazminat talebinde bulunabilir. Bu tür davalar genellikle Borçlar Kanunu kapsamında açılır ve amaç, zarar görenin eski durumuna dönmesini sağlamaktır. Trafik kazalarından sonra açılan tazminat davaları bunun en bilinen örnekleridir.
Taksir, maalesef hayatın kaçınılmaz bir parçası gibi görünse de, alacağımız önlemlerle riskleri minimuma indirebiliriz. İşte size birkaç pratik öneri:
Değerli dostlar,
"Taksir nedir?" sorusunun cevabı, sadece bir hukuk maddesinden ibaret değildir. Taksir, insan olmanın getirdiği hata yapma potansiyelinin, özen ve dikkat eksikliğiyle birleştiğinde yol açabileceği acı gerçekliklerin bir aynasıdır. İstemeden de olsa büyük zararlar doğurabilen, herkesin hayatında karşılaşabileceği bir durumdur.
Uzman bir hukukçu olarak benim en büyük dileğim, kimsenin taksirli bir fiil nedeniyle yargılanmak zorunda kalmaması veya kimsenin taksirli bir fiilin mağduru olmamasıdır. Bunun tek yolu ise, hepimizin hayatın her alanında özenli, dikkatli ve sorumlu davranmasıdır.
Unutmayın, göstereceğimiz küçük bir özen, hem kendi hayatımızı hem de sevdiklerimizin ve toplumun hayatını çok daha güvenli ve huzurlu kılabilir. Bilinçli bir toplum olmak, en büyük gücümüzdür.
Sevgi ve hukukla kalın.