Sevgili okuyucularım,
Bugün sizinle, adını duyduğumuzda belki içimizin ürperdiği, belki de aklımızda bin bir soru işareti beliren ama aslında doğru bilgi ve yaklaşımla kontrol altında tutulabilecek çok önemli bir sağlık durumu hakkında konuşmak istiyorum: Diyabet. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu konuyu enine boyuna, sıcak ve anlaşılır bir dille ele almaktan mutluluk duyacağım. Gelin, "Diyabet nedir?" sorusunun perde arkasına birlikte bakalım ve bu durumu daha yakından tanıyalım.
Diyabet, halk arasında bilinen adıyla şeker hastalığı, aslında kanımızdaki şeker (glikoz) seviyesinin normalden yüksek seyretmesi durumudur. Peki, neden yükselir bu şeker ve vücudumuzda neler oluyor?
Her lokmamızla, özellikle karbonhidrat içeren gıdalarla (ekmek, makarna, meyve, tatlılar vb.) vücudumuza aldığımız besinler sindirildikten sonra glikoza dönüşür. Glikoz, hücrelerimizin temel enerji kaynağıdır. Ancak bu glikozun kanımızdan hücrelerimize girebilmesi için bir "anahtar"a ihtiyacı vardır. İşte bu anahtar, pankreas adını verdiğimiz organın ürettiği insülin hormonudur.
İnsülin hormonu, adeta hücrelerimizin kapısını açan bir anahtar görevi görür. Kanımızdaki glikozu alır ve hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını veya depolanmasını sağlar. Eğer bu anahtar yeterince üretilemezse veya anahtar olmasına rağmen hücre kapıları bu anahtarı tanımazsa, glikoz hücrelere giremez ve kanda birikmeye başlar. Bu birikime de diyabet diyoruz.
Diyabetin temelde iki ana tipi vardır ve her birinin altında yatan sebep farklıdır:
Tip 1 diyabet, genellikle çocukluk veya gençlik döneminde ortaya çıkan, nadir görülen bir diyabet türüdür. Bu türde, vücudun kendi bağışıklık sistemi, ne yazık ki pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine saldırır ve onları yok eder. Tıpkı bir yanlış anlaşılma gibi, bağışıklık sistemi bu hücreleri "düşman" zanneder. Sonuç olarak, pankreas hiç insülin üretemez veya çok az üretir.
Bu durum, hayat boyu insülin enjeksiyonları veya insülin pompası kullanmayı gerektirir. Tip 1 diyabet, kişinin yaşam tarzı veya yediği içtiği şeylerle ilgili bir durum değildir. Genetik yatkınlık ve bazı çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu, bizim kontrolümüz dışındaki bir durumdur ve tanıyı alan kişi için büyük bir uyum süreci gerektirir. Yıllardır birçok gence, çocuğa ve ailelerine bu süreçte eşlik ettim ve gördüm ki, doğru bilgi ve düzenli takiple çok kaliteli bir yaşam sürmek mümkün.
Diyabet vakalarının büyük çoğunluğunu oluşturan Tip 2 diyabet, genellikle yetişkinlerde görülse de, günümüzde maalesef çocuk ve gençlerde de artış eğilimindedir. Bu türde durum biraz farklıdır:
Tip 2 diyabetin gelişmesinde genetik yatkınlık önemli bir rol oynasa da, dengesiz beslenme, hareketsiz yaşam, obezite ve stres gibi yaşam tarzı faktörleri çok daha belirleyicidir. Bu nedenle, Tip 2 diyabetin önlenmesi ve yönetilmesinde yaşam tarzı değişiklikleri kilit rol oynar. Hatırlıyorum, Ayşe Hanım ilk geldiğinde diyabet teşhisiyle dünya başına yıkılmış gibiydi. Obezite ve hareketsizlik en büyük sorunlarıydı. Ama düzenli beslenme ve haftada 3 gün yürüyüşle, kısa sürede ilaç dozlarını düşürdük ve hayat kalitesi gözle görülür şekilde arttı.
Bazı kadınlarda, daha önce diyabet öyküsü olmasa bile gebelik sırasında kan şekeri seviyeleri yükselebilir. Bu duruma gestasyonel diyabet denir. Genellikle doğumdan sonra kendiliğinden düzelir ancak gebelik diyabeti geçiren kadınların ileriki yaşamlarında Tip 2 diyabet geliştirme riski daha yüksektir. Bu nedenle gebelik diyabeti teşhisi alan anne adaylarının dikkatli olmaları, sağlıklı beslenmeleri ve doktorlarının önerilerini takip etmeleri büyük önem taşır.
Diyabet, özellikle Tip 2, uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir ve bu yüzden sinsi bir şekilde ilerleyebilir. Ancak vücudumuz bize mutlaka sinyaller gönderir. Bu sinyalleri yakalamak erken tanı ve tedavi için kritik öneme sahiptir:
Bu belirtilerden bir veya birkaçını yaşıyorsanız, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız çok önemlidir. Basit bir kan testi ile tanı konulabilir.
Diyabet, sadece kan şekeri yüksekliği demek değildir. Eğer kontrol altında tutulmazsa, zamanla vücudun neredeyse her yerini etkileyebilen ciddi komplikasyonlara yol açabilir:
Bunları size korkutmak için değil, bu durumun ciddiyetini vurgulamak ve erken müdahalenin ne kadar kıymetli olduğunu belirtmek için anlatıyorum. Diyabet teşhisi alan herkes için en önemli hedef, kan şekerini hedeflenen seviyelerde tutarak bu komplikasyonların önüne geçmektir.
Diyabet teşhisi almak elbette endişe verici olabilir. Ama unutmayın, bu bir son değildir. Aksine, hayatınızda daha sağlıklı seçimler yapmak için bir uyandırma zili, yeni bir başlangıç fırsatıdır. Bugün diyabetle yaşayan milyonlarca insan, doğru bilgi, düzenli takip ve disiplinle sağlıklı, aktif ve dolu dolu bir yaşam sürmektedir.
Diyabetle başa çıkmanın temel taşları şunlardır:
Diyabet, Türkiye'de ve dünyada her geçen gün daha fazla insanı etkileyen küresel bir sağlık sorunudur. Ancak bu karmaşık durum karşısında çaresiz değiliz. Bilgi, bilinç ve güçlü bir sağlık ekibiyle birlikte, diyabeti yönetebilir ve onun yaşam kalitenizi düşürmesine izin vermeyebilirsiniz.
Unutmayın, yalnız değilsiniz. Doktorunuz, diyetisyeniniz, diyabet hemşireniz ve ailenizle birlikte bu yolculukta size destek olacaklardır. Kendinize iyi bakın, vücudunuzun size verdiği sinyalleri dinleyin ve sağlıklı bir gelecek için bugünden adımlar atın!
Sağlıkla kalın.