Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı, şüphesiz ve kesin olarak Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun en temel ve değişmez bilgilerinden biridir.
Atatürk, Cumhuriyet'in ilan edildiği gün, yani 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından oy birliğiyle bu göreve seçildi. Bu seçim, sadece yeni bir lider ataması değil, aynı zamanda yeni kurulan devletin ve onun benimsediği yönetim şeklinin, yani cumhuriyet rejiminin de resmen tesciliydi.
Onun cumhurbaşkanlığı, 10 Kasım 1938'de vefatına kadar sürdü. Bu süre zarfında, her dört yılda bir yapılan seçimlerde tam dört kez üst üste cumhurbaşkanı seçilerek görevine devam etti. Bu durum, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hem de halkın onun liderliğine duyduğu büyük güvenin ve inkılaplar konusundaki kararlılığının bir göstergesiydi.
Sadece "ilk" olması değil, Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminin Türkiye tarihi açısından neden bu kadar kritik olduğunu anlamak gerekir:
Kendi tecrübemden şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı sadece bir makam işgali değildi; o, hem bir milletin bağımsızlık mücadelesini zafere taşıyan hem de o milleti yepyeni bir geleceğe yönlendiren vizyoner bir liderin en stratejik dönemiydi. Onun attığı temeller, günümüz Türkiye'sinin modern devlet yapısının, laik hukuk sisteminin ve sosyal dokusunun ana hatlarını oluşturmuştur. Bu yüzden "kimdir?" sorusunun cevabı sadece bir isimden ibaret değil, aynı zamanda bir ülkenin ve bir milletin yeniden doğuş hikayesidir.