İçine sindirmek, bir olayı, durumu, kişiyi ya da kararı başlangıçta reddetse veya hoşuna gitmese bile, zamanla ve psikolojik bir süzgeçten geçirerek kabul etme, onu hayatının doğal bir parçası haline getirme sürecidir. Bu deyim, salt "kabul" eyleminden farklıdır; çünkü duygusal bir sindirme, yani o duygunun (öfke, kırgınlık, hayal kırıklığı) zihinde eritilmesi ve kişiliğin bir parçası olarak bütünleşmesi anlamı taşır.
Deyimin temelinde yatan metafor, midedeki hazım sistemidir. Yediğin bir şeyi yuttuğun an bedenine girmiş olur ama asıl iş, onu parçalayıp enerjiye dönüştürmektir. Aynı şekilde, bir olayı "yutmak" (kabul etmek) yetmez; onu içine sindirmen gerekir. Bu süreçte şu dinamikler devreye girer:
İçine sindirmek, zayıflık veya boyun eğme değildir; aksine duygusal olgunluğun bir göstergesidir. Bir işten çıkarıldığında ilk gün "Haksızlık!" diye bağırmak normaldir. Ancak bir hafta sonra, bu deneyimin seni ne kadar geliştirdiğini, hangi becerilerin eksik olduğunu fark edip yeni bir kariyer yoluna karar verdiğinde, durumu içine sindirmiş olursun.
Benim gözlemlediğim en kritik püf nokta şudur: İçine sindirmek zaman ister, acele etme. Bazen olayı hemen kabullenmeye çalışmak, duyguları bastırmaya (suppresyon) dönüşür ki bu toksiktir. Doğru süreç, önce duygunu yaşaman, sonra onu analiz etmen ve en son da onu hayat hikâyenin bir cümlesi olarak cümle kurmanı sağlar.
Eğer bir durumu "içine sindiriyorsan", demektir ki artık o olaya karşı daha fazla enerji harcamıyorsun. Artık o olayın seni yönetmesine izin vermiyorsun; onunla barışmış, ondan ders çıkararak ileriye bakabiliyorsun. Bu, ruh sağlığının en güçlü stabilizatörlerinden biridir. Hayat seni kontrol edemeyeceği şeylerle sınadığında, tek yapabileceğin ve yapman gereken tek şey, o gerçeği içine sindirip güçlenmektir.