Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Değer verdikçe değersizleşmenin temelinde yatan dinamik, aslında senin verdiğin değerin kendisinden ziyade, bu değeri nasıl ve hangi motivasyonla verdiğinle, bir de bu süreçte kendi özdeğerini nasıl konumlandırdığınla ilgilidir.
Bu durumun birkaç kilit psikolojik mekanizması var:
Kıtlık İlkesi ve Aşırı Erişilebilirlik: İnsan doğası gereği, kolayca elde edilenin kıymetini daha az bilir. Sen birine sürekli değer verdiğinde, her zaman yanında olduğunu, her talebine olumlu yanıt verdiğini gösterdiğinde, bu kişi için "kıt" bir kaynak olmaktan çıkarsın. Aşırı erişilebilir olmak, otomatik olarak senin "değerli" algılanma eşiğini düşürür. Tıpkı her gün yediğin bir yemeğin özel hissettirmemesi gibi.
Sınırların ve Öz Saygının İhlali: Kendi sınırlarını çizmek, kendi ihtiyaçlarını önceliklendirmek, öz saygının en temel göstergesidir. Eğer başkasına değer verirken kendi sınırlarını sürekli esnetir, kendi zamanından, enerjinden, hatta mutluluğundan feragat edersen, karşındaki kişi (bilinçli veya bilinçsiz) senin kendi değerine yeterince sahip çıkmadığını algılar. Sen kendine değer vermezsen, başkasından sana değer vermesini beklemek gerçekçi olmaz. Bu, bir tür sinyaldir: "Benim değerim ikincil."
Beklentiler ve İhtiyaç Odaklılık: Değer verme eylemini, karşılığında sevgi, ilgi, takdir ya da onay almak amacıyla yapıyorsan, bu bir "verme"den çok "almaya çalışma"ya dönüşür. Bu durum, karşındaki kişiye bir yük gibi hissedebilir ve seni "muhtaç" gibi gösterebilir. İnsanlar, kendilerine değer veren birini sever ama kendilerinden sürekli bir şeyler bekleyen veya onaya aç birini genellikle itici bulur.
Güç Dengesi: İlişkilerde her zaman bir güç dengesi vardır. Eğer sen sürekli verici pozisyonda kalır, karşındakinin çabasını görmezden gelirsen, bu denge senin aleyhine bozulur. Veren taraf, zamanla "daha az değerli" hisseden taraf olur çünkü sürekli olarak kendini kanıtlama, "hak etme" çabası içindeymiş gibi algılanır.
Somut Bir Örnek ve Çözüm:
Diyelim ki, çok sevdiğin bir arkadaşın var ve o ne zaman bir şey istese, işini gücünü bırakıp onun yanına koşuyorsun. Sürekli ona iyilikler yapıyor, vakit ayırıyorsun. Ama sen ne zaman yardıma ihtiyaç duysan veya onunla vakit geçirmek istesen, genellikle bahanelerle karşılaşıyorsun. İşte burada sen değer verdikçe, aslında kendi zamanının ve enerjinin değerini düşürmüş oluyorsun. Arkadaşın senin her zaman orada olduğunu bildiği için, senin varlığını bir lütuf değil, bir verili olarak görmeye başlıyor.
Çözüm: Kendi sınırlarını belirle ve hayır demeyi öğren. Bazen "Şu an müsait değilim," "Başka bir planım var," veya "Bunu benim için yapman mümkün mü?" demek, senin kendi değerini yükseltir. Unutma, gerçek değer, sana nasıl davrandıklarını değiştirdiklerinde değil, senin onlara nasıl davranmayı bıraktığında ortaya çıkar. Kendi önceliklerini koyduğunda, insanlar senin zamanına ve çabana daha fazla saygı duymaya başlar.