Harika bir soru! Güllü Agop, Türk tiyatro tarihi denince akla gelen ilk, en önemli isimlerden biri. Uzmanlık alanım gereği bu konuyu çok severim, çünkü onun hikayesi sadece bir tiyatrocunun değil, bir dönemin, bir değişimin ve bir vizyonerin de hikayesidir. Gelin, bu büyük ustayı yakından tanıyalım.
Bir isim var ki, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'e uzanan modern Türk tiyatrosunun köşe taşıdır. Bir vizyoner ki, sahne sanatlarımıza bugünkü çehresini kazandıran ilk adımları atmıştır. Bahsettiğim kişi, sahne sanatlarına gönül vermiş herkesin saygıyla andığı Güllü Agop'tan başkası değil. Peki, kimdir bu Güllü Agop, sahne tozunu yutmuş bizler için neden bu kadar önemlidir?
Asıl adı Hagop Vartovyan olan Güllü Agop, 1840 yılında İstanbul'da, Gedikpaşa'da Ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. "Güllü" lakabının nereden geldiği ise oldukça ilginç. Rivayetlere göre babası, İstanbul'un o hareketli çarşılarında güller satan bir çiçekçiymiş. Bu nedenle aileye "Güllügiller" denmeye başlanmış ve Agop Efendi de zamanla "Güllü Agop" olarak anılır olmuş. Ne kadar da şiirsel, değil mi? Tıpkı hayatı gibi...
Güllü Agop, genç yaşlardan itibaren tiyatroya büyük bir ilgi duydu. O dönemde İstanbul'da, özellikle Ermeni cemaati arasında canlı bir tiyatro geleneği vardı. Okullarda, kiliselerde amatör ve yarı profesyonel topluluklar oyunlar sahneliyordu. Agop da bu çevrelerde yetişti, hem oyuncu hem de yönetici olarak kendini geliştirdi. Henüz çok gençken bile organizasyon yeteneği ve sanatsal vizyonuyla dikkat çekiyordu.
Güllü Agop'u efsane yapan en büyük adımı, hiç şüphesiz 1869 yılında kurduğu Osmanlı Tiyatrosu (Osmanlı Dram Kumpanyası) ve onun daimi sahnesi olan Gedikpaşa Tiyatrosu'dur. İşte bu tiyatro, adeta bir devrim niteliğindeydi:
Düşünsenize, o zamana kadar tiyatro denince akla daha çok geçici sahneler, ortaoyunları ve Karagöz geliyordu. Güllü Agop, Batılı anlamda, düzenli temsillerin verileceği, sabit bir tiyatro binasının temellerini attı. Gedikpaşa Tiyatrosu, modern anlamda bir repertuvar tiyatrosunun ilk örneğiydi. Bu sadece bir bina değil, bir sanat kurumu vizyonuydu.
Belki de en kritik noktası buydu: Güllü Agop, tiyatrosunda Türkçe oyunlara öncelik verdi. Ermeni tiyatrosu kökenli olmasına rağmen, halkın büyük çoğunluğunun konuştuğu ve anladığı dilde eserler sahnelemek, onun vizyonerliğinin en büyük kanıtıydı. Hatta o dönemde ünlü Namık Kemal'in "Vatan Yahut Silistre" gibi eserleri ilk kez onun sahnesinde hayat buldu. Türkçe'nin tiyatro dili olarak yerleşmesinde, edebi dilin halkla buluşmasında Güllü Agop'un rolü yadsınamaz. Bu, benim için sahne dilinin gücünü gösteren en çarpıcı örneklerden biridir.
Güllü Agop'un başarısının arkasındaki en büyük güçlerden biri de Sultan Abdülaziz'in doğrudan himayesi oldu. Sultan'ın tiyatroya olan ilgisi, Güllü Agop'a hem maddi hem de manevi destek sağladı. Bu destek sayesinde tiyatro, devlet katında meşruiyet kazandı, hatta devlet memurlarının tiyatroya gitmeleri teşvik edildi. Bu, tiyatronun o dönemdeki sosyal statüsü açısından inanılmaz bir adımdı. Devletin sanatçıya verdiği değerin, o dönemin koşullarında ne kadar önemli olduğunu bugün bile hissederiz.
Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sadece yerli oyunlar değil, Molière, Shakespeare gibi Batılı yazarların eserleri de sahnelendi. Böylece Osmanlı halkı, Batı tiyatrosu formlarıyla, farklı oyunculuk tarzlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu bir kültürel köprü görevi gördü.
Elbette bu büyük başarılar kolay elde edilmedi. Güllü Agop, tiyatronun o dönemdeki "hafif" sanat algısıyla, muhafazakar çevrelerin eleştirileriyle ve bitmek bilmeyen maddi sıkıntılarla mücadele etti. Tiyatrocu olmak, özellikle o dönemde, hem büyük bir cesaret hem de fedakarlık gerektiriyordu.
Tüm bu zorluklara rağmen, Güllü Agop yılmadı. O, sahnenin büyüsüne inanan, tiyatronun toplumu dönüştürme gücüne güvenen bir liderdi. Sanatçılara ilham verdi, genç yetenekleri keşfetti ve yetiştirdi. Onun tiyatrosundan yetişen birçok isim, daha sonra Türk tiyatrosunun önemli şahsiyetleri oldu.
Güllü Agop, 1902 yılında İstanbul'da vefat etti. Ancak mirası, aramızdan ayrıldıktan çok sonra da yaşamaya devam etti. Onun bize bıraktıkları paha biçilemez:
Bugün bile, bir tiyatro binasının önünden geçerken, bir oyun izlerken ya da sahne üzerine düşen ışıkları seyrederken, Güllü Agop'un ruhunu hissederim. O, bize sadece perdelerin açılmasını değil, ufukların da açılmasını sağlayan isimdi.
Güllü Agop, sadece tiyatro tarihinin tozlu sayfalarında kalmış bir isim değildir. O, sanatın evrenselliğini, dilin gücünü ve cesaretin zaferini temsil eden yaşayan bir efsanedir. Her tiyatro insanı, onun bu topraklara ektiği tohumların filizleri gibidir.
Sahne sanatlarına gönül veren bizler için Güllü Agop, bir ilham kaynağı, bir yol göstericidir. Onun hikayesi, sanatın toplumu nasıl dönüştürebileceğini, bir kişinin vizyonunun nesilleri nasıl etkileyebileceğini gösteren somut bir örnektir. Onu anmak, aslında bugün sahip olduğumuz tiyatro mirasımızın değerini bir kez daha anlamaktır.
Umarım bu kapsamlı makale, Güllü Agop'u daha yakından tanımanıza ve onun mirasının önemini takdir etmenize yardımcı olmuştur. Unutmayın, sahnenin ışıkları hiç sönmez, çünkü Güllü Agop gibi ustaların yaktığı meşale her zaman yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.