Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
Natüralizm akımının dünyaca ünlü temsilcilerine baktığında, bu hareketin kalbi Fransa'da atmış ve oradan tüm dünyaya yayılmıştır. Hiç şüphesiz, akımın hem kuramsal temellerini atan hem de en parlak örneklerini veren isim, Émile Zola'dır.
Zola, özellikle "Deneysel Roman" manifestosuyla natüralizmin ne olduğunu tanımladı. Ona göre yazar, bilim insanı gibi olmalı, karakterlerini ve olayları bir deneydeki "denekler" gibi gözlemlemeli, kalıtım ve çevrenin insanlar üzerindeki etkisini bilimsel bir titizlikle ortaya koymalıydı. 20 ciltten oluşan devasa Rougon-Macquart serisi, Zola'nın bu teorisini pratikte nasıl uyguladığının en somut kanıtıdır. Bu seride, bir ailenin farklı üyeleri üzerinden toplumun çeşitli katmanları, meslekleri ve ahlaki çöküşleri büyük bir detaycılıkla sergilenir. Zola'nın eserlerindeki determinist (belirlenimci) bakış açısı, yani insan kaderinin genetik miras ve toplumsal koşullar tarafından kaçınılmaz bir şekilde şekillendiği inancı, natüralizmin en belirgin özelliğidir.
Fransız edebiyatında Zola'nın yanı sıra:
Atlantik'in diğer yakasında, natüralizm kendine özgü bir ivme kazanmıştır. Amerikan natüralistleri, genellikle insanın vahşi doğa karşısındaki mücadelesine, hayatta kalma içgüdüsüne ve toplumsal koşulların birey üzerindeki acımasız etkisine odaklanmıştır:
Almanya'da tiyatro alanında Gerhart Hauptmann (Dokumacılar), toplumsal adaletsizlik ve işçi sınıfının sefaletini natüralist bir gözlemle sahneye taşıyan önemli bir isimdir.
Burada asıl dikkat etmen gereken püf nokta, natüralizmin realizmin bir uzantısı olmaktan öte, bilimsel metotları edebi yaratıma taşıma ve insanın biyolojik ve çevresel faktörler tarafından belirlenen bir varlık olduğu fikrini işleme cesareti göstermesidir. Bu akım, eserlerinde gözlemi bir laboratuvar deneyi titizliğiyle ele alıp, okuyucuya çoğu zaman rahatsız edici ama gerçekçi bir ayna tutmuştur. Bir uzmana sorduğuna göre, bilmelisin ki natüralizm sadece karakterleri betimlemekle kalmaz, aynı zamanda onların eylemlerinin ve kaderlerinin altında yatan nedenleri -biyolojik ve çevresel- bilimsel bir yaklaşımla deşifre etmeye çalışır.