Empresyonizm, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da doğmuş, sanat tarihinde resim anlayışını kökten değiştiren bir akımdır. Adını, akımın öncüsü Claude Monet’nin "İmpression, Sunrise" (Güneş Doğumu, İzlenim) adlı tablosundan alır. Bu tanım, akımın temel felsefesini özetler: Sanatçı, nesnenin kendisini değil, o an gözündeki ve zihnindeki anlık izlenimi ve ışığın o anki yansımasını yakalamaya çalışır.
Geleneksel akademik resimden farkını anlamak için şu üç ana unsura dikkat etmen gerekir:
Empresyonizm, sanatın "doğayı kopya etme" aracı olmaktan çıkıp, sanatçının subjektif algısını merkeze alan ilk büyük akımdır. Bu durum, sonraki yüzyıllarda Soyut Sanat ve Ekspresyonizm gibi hareketlerin kapısını araladı.
Bu akımı daha iyi kavramak için Monet’nin Gül Bahçesi veya Renoir’ın Kayıkta Öğle Yemeği tablolarına bakarken, ilk bakışta ne hissettiğine odaklan. Detayları analiz etmeye çalışmak yerine, o anki atmosferi, havayı ve ışık oyununu hissetmeye çalış. Eğer tabloya uzun süre baktığında renklerin birleşerek bir manzara oluşturduğunu fark edersen, empresyonizmin mekanizmasını doğru anlamışsın demektir.
Sanat tarihinin bu dönemi, kurallara meydan okuyan sanatçıların, teknolojinin (fotosentez ve portatif paletler) etkisiyle geleneksel kabuklarını kırdığı bir dönemdir. Bugün modern reklamcılıkta ve fotoğrafçılıkta hâlâ "anlık estetiğe" verilen önem, aslında empresyonist mirasının bir yansımasıdır.