Martin Van Buren, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak 4 Mart 1837 tarihinden 4 Mart 1841 tarihine kadar görev yapmıştır. Kendisi, ABD'nin sekizinci başkanıdır ve yalnızca bir dönem boyunca bu makamda kalmıştır.
Van Buren'ın başkanlık dönemi, selefi olan popüler Andrew Jackson'ın mirası üzerine inşa edilmiş olsa da, kendi başına oldukça çalkantılı ve zorlu geçmiştir. Jackson'ın "Bank of the United States" ile olan mücadelesi ve "Specie Circular" gibi politikalarının sonuçları, Van Buren'ın başkanlığının hemen başında patlak veren büyük bir ekonomik krize, yani 1837 Ekonomik Krizi'ne (Panic of 1837) zemin hazırlamıştır. Bu kriz, Van Buren'ın yönetiminin en belirleyici ve aynı zamanda en yıkıcı olayı olmuştur. Bankalar battı, işsizlik arttı ve genel bir ekonomik durgunluk yaşandı.
Van Buren, bu krize karşı Bağımsız Hazine Sistemi (Independent Treasury System) adını verdiği bir çözüm önerdi. Bu sistem, federal hükümetin paralarını özel bankalarda tutmak yerine kendi kasalarında saklamasını öngörüyordu. Amaç, hükümetin mali işlemlerini bankacılık sisteminin çalkantılarından izole etmekti. Bu sistem, uzun tartışmaların ardından kabul edilse de, ekonomik toparlanma çok yavaş seyretti ve halkın Van Buren yönetimine olan güvenini derinden sarstı.
Demokrat Parti'den başkan olan Van Buren, aynı zamanda Jackson'ın sadık bir müttefiki ve sağ koluydu. Jackson döneminde Dışişleri Bakanı ve Başkan Yardımcısı olarak görev yapmış, böylece başkanlığa giden yolu sağlamlaştırmıştı. Ancak 1837 Krizi, onun yeniden seçilme şansını tamamen ortadan kaldırdı. 1840 seçimlerinde rakibi William Henry Harrison'a karşı ağır bir yenilgi aldı.
Van Buren hakkında bilmen gereken ilginç bir detay da, memleketi Kinderhook, New York'tan gelen "Old Kinderhook" (O.K.) lakabıdır. Bu lakabın, modern "O.K." kelimesinin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadığına inanılır. Yani, Van Buren'ın başkanlık dönemi sadece ekonomik zorluklarla değil, aynı zamanda Amerikan kültürüne ufak ama kalıcı bir iz bırakmasıyla da hatırlanır. Kısacası, onun başkanlığı, ekonomik sarsıntıların bir devlet başkanının kaderini nasıl belirleyebileceğinin en somut örneklerinden biridir.