Fikirlerin serbest, bilginin sınırsız olduğu yer
II. Abdülhamit, Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. ve son mutlakiyetçi padişahıdır; 1876'dan 1909'a kadar 33 yıl boyunca tahtta kaldı. Onun dönemi, imparatorluğun en çalkantılı, dağılma sürecinin en belirgin yaşandığı ve bir yandan da modernleşme adına önemli adımların atıldığı bir kesiti temsil eder.
Tahta çıktığında Osmanlı, 'Hasta Adam' lakabıyla anılan, toprak kayıplarının hızlandığı, ekonomik krizin derinleştiği ve dış güçlerin müdahalesinin arttığı bir uçurumun kenarındaydı. Abdülhamit'in en temel amacı, devleti bu yıkımdan kurtarmak ve varlığını sürdürmesini sağlamaktı. Bu uğurda benimsediği yönetim anlayışı, çoğu zaman tartışma konusu olan "İstibdat Dönemi" olarak bilinen, merkeziyetçi ve otoriter bir yapıydı. Meşrutiyeti kısa bir süre uyguladıktan sonra askıya alması, basına sansür getirmesi ve hafiye teşkilatını kullanması, devletin kontrolünü elinde tutma arayışının bir sonucuydu. Bu, onun için "devletin selameti" ilkesinin gereğiydi.
Abdülhamit, bir yandan baskıcı bir rejim uygularken, diğer yandan imparatorluğun altyapı ve eğitim sisteminde devrim niteliğinde yeniliklere imza attı. Bu, onun kişiliğindeki ve yönetimindeki en önemli püf noktalarından biridir:
Abdülhamit'i sadece "kızıl sultan" ya da "ulu hakan" gibi tekil sıfatlarla tanımlamak, onun karmaşık kişiliğini ve döneminin koşullarını ıskalamak demektir. Sen, eğer bu dönemi anlamak istiyorsan, onun kararlarını dönemin olağanüstü şartları ve imparatorluğun dağılma riski bağlamında değerlendirmelisin. O, Osmanlı'nın ömrünü 33 yıl daha uzatan ve modernleşme tohumlarını atan bir lider miydi, yoksa devleti mutlakıyetle yöneterek kaçınılmaz sonu geciktiren bir otokrat mıydı? Bu soru hala tarihçiler arasında tartışılmaktadır ve her iki görüş için de güçlü argümanlar bulunmaktadır. Benim sana tavsiyem, tek bir pencereden bakmak yerine, onun dönemini hem baskıcı hem de modernleşmeci yönleriyle, tüm çelişkileriyle birlikte ele almandır.