Mahmud Abbas, Filistin Yönetimi'nin (PA) şu anki başkanı ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi'nin başkanıdır. Genellikle Ebu Mazen lakabıyla bilinir ve Filistin siyasetinin Yaser Arafat sonrası dönemindeki en belirleyici figürüdür.
1935 yılında Safed'de doğmuş bir Filistinli mülteci olan Abbas, 1948'deki Nakba (Büyük Felaket) sonrası ailesiyle birlikte Suriye'ye göç etti. Şam Üniversitesi'nde hukuk okuduktan sonra, Moskova'da tarih alanında doktora yaptı. Doktora tezi, Siyonist hareket ile Nazi Almanyası arasındaki ilişkileri incelemesiyle zaman zaman tartışmalara yol açsa da, bu genellikle Holokost inkarcılığı olarak yanlış yorumlanır; aslında daha çok o dönemdeki bazı Yahudi gruplarının Nazi Almanyası ile işbirliği iddialarını ele alan bir çalışmadır.
FKÖ'nün kuruluşundan itibaren Yaser Arafat'ın yakın çevresinde yer aldı ve örgütün ana bileşeni olan El Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden biri oldu. Özellikle barış süreçlerinde aktif rol aldı ve Oslo Anlaşmaları'nın temel mimarlarından biriydi. Bu rolü, onun pragmatik ve diplomatik yönünü açıkça ortaya koyar. Filistin Yönetimi'nin 1990'larda kurulmasından sonra çeşitli görevlerde bulundu. 2003 yılında Filistin'in ilk başbakanı oldu, ancak İsrail ve ABD ile ilişkiler konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle Yaser Arafat ile yaşadığı gerilimler sonucu kısa süre sonra istifa etti.
Yaser Arafat'ın 2004'teki ölümünün ardından, 2005 yılında Filistin Yönetimi başkanlığına seçildi. Bu, onun tek başkanlık seçimidir. Normalde dört yıllık bir görev süresi olmasına rağmen, İsrail-Filistin çatışmasının devam etmesi, özellikle de Hamas ile El Fetih arasındaki keskin bölünme ve Gazze Şeridi'nin Hamas'ın kontrolüne geçmesi gibi nedenlerle yeni seçimler yapılamadı. Bu durum, onun yönetiminin Filistin halkı nezdindeki meşruiyetini zaman zaman ciddi şekilde sorgulatıyor. Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'nin İsrail ile güvenlik koordinasyonu politikası, içerideki en büyük eleştiri konularından biridir.
Uzun yıllardır bölgedeki gelişmeleri takip eden biri olarak sana şunu söyleyebilirim: Abbas, Filistin davasını uluslararası diplomatik arenalara taşımada ve bağımsız bir Filistin devleti için uluslararası destek arayışında önemli adımlar attı. Filistin'in Birleşmiş Milletler'de gözlemci devlet statüsü kazanması bunun en somut örneklerinden biridir. Ancak, sahadaki işgalin derinleşmesi ve gerçek barış umutlarının giderek azalmasıyla birlikte, kendi halkı arasında etkisi azalan ve gelecek nesillere somut bir çözüm yolu sunmakta zorlanan bir lider konumundadır. Yaşı ve sağlık durumu da göz önüne alındığında, onun ardılının kim olacağı, Filistin siyasetinin önümüzdeki en kritik ve belirsiz sorunlarından biridir. O, Filistin için hem geçmişin bir köprüsü hem de geleceğin bir bilinmezi olarak varlığını sürdürüyor.