Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale) ilk olarak 6 Haziran 1951 tarihinde düzenlenmiştir. Bu festival, İkinci Dünya Savaşı sonrası Berlin'in kültürel yeniden inşası ve Batı Berlin'in "özgür dünyanın vitrini" olma misyonunun önemli bir parçası olarak hayat bulmuştur.
Festivalin kurucu babası ve ilk direktörü, o dönemin Almanya'sında önemli bir figür olan film tarihçisi ve eleştirmen Alfred Bauer'dir. Bauer, savaş sonrası yaralı bir şehirde kültürü yeniden canlandırmak ve uluslararası film dünyasıyla köprüler kurmak amacıyla bu vizyonu ortaya koymuştur.
İlk yıllarında festival, uluslararası katılıma açık olsa da, rekabetçi statüsü bugünkü gibi tam anlamıyla tanımlanmış değildi. İşte burada önemli bir püf nokta var:
İlk Beş Yılın Farkı: Berlinale, kuruluşundan 1955 yılına kadar ödülleri uluslararası bir jüri yerine seyirci oylarıyla belirlemiştir. Bu durum, festivalin halkla olan bağını güçlendirmiş, ancak uluslararası film federasyonlarının (FIAPF) katı kurallarına tam olarak uymuyordu. Benim gözlemim, bu başlangıç felsefesi, Berlinale'nin o günden bugüne dek süregelen "halka yakın" duruşunun ve toplumsal meselelere duyarlılığının temellerini atmıştır diyebilirim. Festival, seyirci katılımına her zaman büyük önem vermiştir.
Uluslararası Statünün Kazanılması: Berlinale'nin gerçekten uluslararası bir A sınıfı rekabet festivali olarak kabul edilmesi ve Cannes ile Venedik gibi diğer büyük festivallerle aynı lige girmesi 1956 yılında FIAPF (Uluslararası Film Yapımcıları Dernekleri Federasyonu) tarafından akredite edilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu akreditasyonla birlikte, ilk kez uluslararası bir jüri tarafından Altın Ayı (Golden Bear) ve Gümüş Ayı (Silver Bear) ödülleri verilmeye başlanmıştır. Bu, festivalin uluslararası arenadaki prestijini katlayarak artırmıştır.
Dolayısıyla, Uluslararası Berlin Film Festivali'nin ilk düzenlendiği tarih 1951 olsa da, bugünkü tanıdığımız "uluslararası rekabetçi festival" kimliğine tam olarak kavuşması birkaç yıl sürmüştür. Bu başlangıç hikayesi, festivalin sadece bir film etkinliği olmanın ötesinde, Alman ve Avrupa tarihindeki yerini de anlamamız için oldukça kritik bir detaydır.