Mısır mitolojisinde tanrıların tanrısı olarak genellikle Amun-Ra kabul edilir. Ancak bu cevabın arkasında, Mısır teolojisinin ve tarihinin oldukça dinamik bir yapısı yatar.
Başlangıçta, Ra güneş tanrısı ve yaratıcı olarak en yüce konumdaydı. Heliopolis'teki kült merkeziyle evrenin yaratıcısı ve hükümdarıydı. Ra, yaşamın ve düzenin kaynağıydı, gün içinde gökyüzünde seyahat eder, geceleri ise yeraltı dünyasından geçerdi.
Ancak, özellikle Orta Krallık ve Yeni Krallık dönemlerinde, Thebes (modern Luxor) şehrinin siyasi ve kültürel yükselişiyle birlikte, yerel tanrısı Amun'un önemi hızla arttı. Amun'un adı "gizli olan", "görünmez olan" anlamına gelir; bu, onun rüzgar ve hava gibi görünmez ama her yerde hissedilen bir güce sahip olduğunu düşündürürdü.
Thebes firavunları Amun'u himaye ettikçe, Amun'un etkisi tüm Mısır'a yayıldı. Bu süreçte Mısır din adamları, Amun'un yükselen gücünü Ra'nın köklü yaratıcı ve evrensel otoritesiyle birleştirdi. Bu sincretizm (tanrıların özelliklerinin birleşimi) sayesinde Amun-Ra ortaya çıktı. Artık o sadece Thebes'in değil, tüm Mısır'ın ve imparatorluğun "Tanrıların Kralı" ve "İki Diyarın Efendisi" olarak yüceltiliyordu. Firavunlar, Amun-Ra'nın yeryüzündeki temsilcileri olarak onun adına hükmederdi.
Dolayısıyla, "Tanrıların Tanrısı" arayışında, tarihi ve teolojik evrimi göz önünde bulundurarak Amun-Ra en kapsamlı ve doğru cevaptır. O, hem gizemli evrensel gücü hem de yaşam veren güneşin enerjisini bünyesinde birleştiren bir varlıktı.