Ağrı'nın il statüsü kazanması ve bugünkü adını almasıyla ilgili kesin tarih 1927 yılıdır. Ancak konuya biraz daha derinlemesine bakmak, bu tarihi daha iyi anlamana yardımcı olacaktır.
Aslında, Cumhuriyet'in ilanı öncesinde de bugünkü Ağrı ilinin büyük bir bölümünü kapsayan Bayezid Sancağı (Liva'sı) adıyla bir idari birim mevcuttu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde sancaklar, genellikle vilayetlerin (eyaletlerin) alt birimleriydi. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte, 1924 Anayasası ve ilgili idari düzenlemelerle mevcut sancaklar vilayetlere (illere) dönüştürüldü. Dolayısıyla Bayezid Vilayeti adıyla bir il zaten vardı ve bu genel anlamda il statüsü kazanması olarak kabul edilebilir.
Senin asıl sorduğun "Ağrı" adıyla il olma meselesi ise 1927 yılında çıkarılan 1164 sayılı Kanun ile gerçekleşti. Bu kanunla birlikte çok önemli iki değişiklik yapıldı:
Bu değişiklik, sadece bir isim ve merkez değişikliği değil, aynı zamanda bölgenin idari ve coğrafi kimliğinin yeniden tanımlanması anlamına geliyordu. Eski Bayezid şehri, tarihsel ve stratejik konumuna rağmen bölgenin geneline göre daha uç bir noktadaydı. Karaköse'nin seçilmesi, ulaşım ağlarına daha yakın ve lojistik açıdan daha elverişli olması gibi faktörlerle ilgiliydi.
Buradaki püf nokta, "il olma" tanımının zamanla nasıl değiştiğidir. Bazıları Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte tüm sancakların vilayet olmasını genel bir "il olma" tarihi olarak görebilir. Ancak senin spesifik olarak "Ağrı" adıyla ve bugünkü merkeziyle sorduğun zaman, 1927 tarihini vermek en doğru ve detaylı cevaptır. Çünkü bu tarih, şehrin ve ilin bugünkü yerleşik kimliğini kazandığı anı işaret eder.
Yani özetle, Bayezid zaten bir vilayetti ama Ağrı adını ve bugünkü merkezini 1927'de aldı. Bu tür idari düzenlemeler, genellikle bölgesel dinamikler, ulaşım ağları ve nüfus yoğunluğu gibi faktörler göz önünde bulundurularak yapılır. Ağrı örneğinde de modernleşen Türkiye Cumhuriyeti'nin idari yapıyı daha etkin kılma çabasını açıkça görebiliriz.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Türkiye'nin idari haritası, özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında, oldukça dinamik bir süreçten geçmiştir. Birçok ilin adı, merkezi veya sınırları çeşitli tarihlerde değişime uğramıştır. Bu, devletin o dönemin ihtiyaçlarına göre en optimum idari yapıyı oluşturma arayışının doğal bir sonucudur. Ağrı'nın hikayesi de bu büyük tablonun önemli bir parçasıdır.