Yaşanan son gelişmeler, İran ve ABD ilişkilerini derinden etkileyen ve aslında kronikleşmiş bir gerilimin farklı veçheleri olarak karşımıza çıkıyor. Esasen, nükleer anlaşma (JCPOA) sonrası dönemin getirdiği belirsizlik ve karşılıklı güvensizlik, ilişkinin ana eksenini oluşturuyor.
ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından gelen "maksimum baskı" politikası, İran ekonomisini boğarken, Tahran'ı da anlaşmadaki taahhütlerini aşamalı olarak geri çekmeye itti. Şu an itibarıyla İran, uranyum zenginleştirme seviyelerini anlaşmanın çok üzerine çıkarmış durumda ve bu, Batılı ülkeler için ciddi bir endişe kaynağı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları da bu ilerlemeyi teyit ediyor. Dolayısıyla, nükleer silaha ulaşma potansiyeline yönelik tartışmalar ve risk algısı oldukça yüksek. Washington, nükleer faaliyetlerin durdurulmasını talep ederken, Tahran önce yaptırımların kaldırılmasını şart koşuyor. Bu, tam bir çıkmaz.
İlişkilerin bir diğer sıcak cephesi ise bölgesel dinamikler. İsrail-Hamas savaşının başlamasıyla birlikte, Ortadoğu'daki gerilim tavan yapmış durumda. İran'ın desteklediği "Direnç Ekseni" grupları (Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Irak'taki milisler), bölgede ABD ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef alan eylemlerini artırdı. Özellikle:
Bu gelişmeler, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve misyonunu yeniden gözden geçirmesine neden olurken, İran için de bölgesel nüfuzunu pekiştirme fırsatı sunuyor. Ancak bu durum, her an kontrolden çıkabilecek bir çatışma potansiyeli barındırıyor.
İki ülke arasında doğrudan bir diplomasi kanalı neredeyse yok denecek kadar az. Zaman zaman, genellikle mahkum takasları gibi insani konular üzerine aracı ülkeler (Umman, Katar gibi) üzerinden yürütülen dolaylı görüşmeler olsa da, bu tür temaslar genel ilişkinin seyrini değiştirmekten uzak kalıyor. Benim tecrübelerime göre, bu tür dolaylı kanallar genellikle "kriz yönetimi" odaklıdır, "ilişkileri normalleştirme" odaklı değil. Temel güven eksikliği o kadar derin ki, bir sonraki adımı tahmin etmek bile zorlaşıyor. Örneğin, bir dönemdeki karşılıklı iyi niyet jestleri, bir sonraki hafta bölgesel bir saldırıyla tamamen sıfırlanabiliyor.
Özetle, İran ve ABD ilişkileri, nükleer program, ağır yaptırımlar, vekalet savaşları ve bölgedeki tırmanan gerilimlerle karakterize edilen karmaşık bir kriz sarmalında. Yakın gelecekte bu dinamikleri kökten değiştirecek bir gelişme beklentisi maalesef çok düşük. Mevcut durum, karşılıklı tehdit algıları ve stratejik sabırsızlık üzerine kurulu, her an yeni bir krize gebe bir denge hali.