Fezleke, hukuk jargonunda çoğu kişinin kulağına "mahkumiyet kararı" gibi gelse de aslında tam tersi bir anlama gelir: Delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın (takipsizlik) iptali üzerine hazırlanan ve dosyanın yeniden inceleme veya yargılama için mahkemeye sevk edilmesini sağlayan resmi karardır.
Basitçe anlatmak gerekirse; savcılık bir suçla ilgili soruşturma yürütür ve genellikle "bir suç unsuru yok" diyerek dosyayı kapatır (takipsizlik kararı verir). Ancak mağdur (müstezekki) bu karara itiraz ederse, dosya bir üst merci olan Cumhuriyet Başsavcılığına gider. Başsavcılık, yerel savcının kararını yeterli görmeyip "Burada hata var, deliller incelenmemiş" derse, dosyayı aşağı indirir ve bir fezleke düzenlenmesini emreder. Bu fezleke, aslında savcılığa verilen bir "uyarı" veya "talimat" niteliğindedir; "Bu dosyayı tekrar aç, gerekli soruşturmayı yap ve sonuçta yine takipsizlik kararı verirsen, bu kez gerekçelerini daha sağlam şekilde yaz" demektir.
Çoğu insan fezlekeyi duyunca panik yapar ve "Ceza mı yiyorum?" diye sorar. Hayır, fezleke bir ceza değildir. Fezleke, dosyanın kapanışının engellenip yeniden sürecin işletildiğini gösteren idari bir yazışmadır. Ancak pratikte şu iki senaryo yaşanabilir:
Eğer adınıza bir fezleke düzenlendiğini öğrendiysen, ilk yapacağın şey paniğe kapılmak değil, savcılık dosyasının ne aşamada olduğunu netleştirmektir.
Yani fezleke, bir "son" değil, sürecin "yeni bir dönemeç" noktasıdır. Durumu avukatınla paylaşarak, dosyadaki eksik noktaların gerçekten giderilip giderilmediğini kontrol etmen, en sağlıklı stratejidir.