Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), 7 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır. Bu tarih, Türkiye'nin adalet tarihinde, özellikle insan hakları ve yargı standartlarına uyum sürecinde kritik bir dönüm noktasıdır.
DGM'ler, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1982 Anayasası ile kurulmuş ve 1984 yılı itibarıyla faaliyete geçmiştir. Temel amaçları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin niteliklerine ve Anayasal düzene karşı işlenen suçlar başta olmak üzere, terör ve organize suçlarla etkin mücadele etmekti. Ancak, kuruluşlarından itibaren iç hukukta ve uluslararası alanda ciddi eleştirilere maruz kaldılar.
Bu eleştirilerin odağında başlıca şu noktalar yer alıyordu:
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefi doğrultusunda başlattığı uyum süreci, DGM'lerin kaldırılmasında katalizör görevi görmüştür. AB İlerleme Raporları ve Kopenhag Kriterleri, yargı reformu ve insan hakları alanında Türkiye'den uluslararası standartlara uygun adımlar atmasını beklemekteydi. Bu beklentiler neticesinde, "7. Uyum Paketi" olarak bilinen yasal düzenlemeler kapsamında, 5170 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ile Anayasa'nın 143. maddesinde köklü bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik, DGM'lerin lağvedilmesini ve görevlerinin genel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'ne devredilmesini öngörüyordu.
DGM'lerin kaldırılmasıyla birlikte, bu mahkemelerin bakmakla görevli olduğu tüm davalar Ağır Ceza Mahkemeleri'nin görev ve yetki alanına devredildi. Ayrıca, DGM'lerde görev yapan askeri hakimlerin statüleri de düzenlenerek sivil yargıdaki görevleri sona erdirildi veya başka görevlere atandılar.
Şunu eklemeliyim ki, DGM'lerin kaldırılması Türkiye'nin yargı sisteminde çok önemli bir modernizasyon ve demokratikleşme adımı olarak kabul edilse de, terörle mücadeledeki ihtiyaçlar gerekçesiyle daha sonraki yıllarda Özel Yetkili Mahkemeler (CMK'nın 250, 251, 252. maddelerine göre görev yapan Ağır Ceza Mahkemeleri) adı altında benzer yapılar ortaya çıktı. Bu mahkemeler de yine yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve adil yargılanma hakkı açısından benzer eleştirilere maruz kaldı ve nihayetinde 2014 yılında onlar da kaldırıldı. Bu durum, "devletin güvenliği" hassasiyetlerinin yargıdaki yansımalarının ne denli karmaşık ve süreklilik arz eden bir mesele olduğunu, temel hak ve özgürlükler ile devlet güvenliği arasındaki dengeyi sağlamanın ne kadar hassas bir süreç olduğunu gösteriyor.