Karstik göllerin oluşumunun temelinde, çözünebilen kayaçların (özellikle kalker, jips ve dolomit gibi karbonatlı kayaçlar) su tarafından kimyasal olarak aşındırılması ve çözülmesi yatar. Bu süreç, aslında milyonlarca yıl sürebilen, karmaşık jeomorfolojik ve hidrolojik bir evrimin sonucudur.
Her şey, yağmur suyunun atmosferdeki karbondioksit ile birleşerek hafifçe asidik bir yapıya bürünmesiyle başlar. Bu karbonik asitli su, yer altı ve yer üstündeki çatlaklar ile süreksizlikler boyunca ilerlerken, temas ettiği kalker gibi kayaçları kimyasal olarak çözer. Zamanla, bu çözülme süreci sana yeraltında geniş mağara sistemleri, galeriler ve yüzeyde ise çeşitli çukurluklar bırakır.
Bu çukurlukların en bilinenleri ve karstik göllerin ana kaynakları şunlardır:
Dolinler: Genellikle huni veya kase şeklindeki küçük, kapalı çukurluklardır.
Uvalalar: Birden fazla dolinin birleşmesiyle oluşan daha büyük depresyonlardır.
* Poljeler: Karstik alanlardaki en büyük kapalı depresyonlardır; tabanları genellikle alüvyonla kaplı ve oldukça düzdür.
Peki, bu çukurluklar nasıl göle dönüşüyor, diye sorarsan? İşte asıl kritik nokta burada devreye giriyor: geçirimsiz bir tabakanın varlığı. Karstik araziler genellikle inanılmaz derecede geçirimlidir; su çatlaklardan ve mağaralardan hızla yeraltına sızar. Ancak, eğer bir dolin, uvala veya poljenin tabanında kil, marn, laterit veya benim sahada sıkça karşılaştığım terra rossa (kireçtaşı çözünmesinden arta kalan kırmızımsı kil) gibi geçirimsiz bir malzeme birikirse, bu bir sızdırmazlık katmanı oluşturur. Bu tabaka, suyun aşağıya sızmasını engeller ve yağmur suyu, yüzey akışları veya yer altı suyu seviyesinin (taban suyu) yükselmesiyle biriken suyun göllenmesine olanak tanır.
Bazen de karstik göller, taban suyunun yüzeye yakın veya yüzeyde olduğu yerlerde, doğal olarak su tablasının üzerinde veya içinde yer alan depresyonların suyla dolmasıyla da oluşur. Bu tür durumlarda, gölün suyu doğrudan yer altı suyuna bağlıdır ve seviyesi mevsimsel olarak yer altı suyu seviyesiyle birlikte yükselir veya alçalır.
Şimdi sana bir püf noktası vereyim: Karstik göllerin ephemeral (geçici) karakteri oldukça yaygındır. Yani, yağışlı dönemlerde oluşup kurak dönemlerde tamamen kuruyabilirler. Bu durum, tabandaki geçirimsiz tabakanın kalınlığına, yayılımına ve yeraltı suyu seviyesindeki dalgalanmalara doğrudan bağlıdır. Bazen de bu göllerin içinde "ponor" adı verilen bataklar bulunur; bu bataklar, fazla suyun yeraltına drene olmasını sağlar, adeta göl seviyesini kontrol eden doğal bir valf görevi görür. Örneğin, Türkiye'deki Salda Gölü, kendine has minerolojisi ve karstik yapısıyla oluşmuş ender örneklerden biridir; özellikle tabanındaki kendine özgü kil ve magnezyum mineralleri, derinliğine rağmen su tutmasını sağlayan kritik bir faktördür. Bu tür göller, hem jeomorfolojik süreçlerin hem de hidrolojik dengelerin karmaşık bir etkileşimi sonucu ortaya çıkan, doğal güzellikleri ve ekolojik önemi yüksek oluşumlardır.