"Romeo ve Jüliet" eseri, hiç şüphesiz dünya edebiyatının en büyük dehalarından biri olan İngiliz oyun yazarı William Shakespeare'e aittir. Bu eser, onun kaleminden 16. yüzyılın sonlarında, muhtemelen 1597 civarında çıkmıştır.
Shakespeare, bu trajik aşk hikayesini, daha eski İtalyan halk hikayelerinden ve Arthur Brooke'un "The Tragicall Historye of Romeus and Juliet" adlı uzun şiirinden esinlenerek kaleme almıştır. Ancak Shakespeare'in dehası, hikayeye derinlik katması, karakterleri eşsiz bir psikolojik gerçekçilikle işlemesi ve özellikle de dilini kullanarak onu ölümsüzleştirmesidir. Eser, düşman ailelerin (Montague ve Capulet) genç aşıklarının imkansız sevgisini ve kaderin acımasız cilvelerini konu alır.
Günümüzde "Romeo ve Jüliet", sadece Shakespeare'in değil, aslında dünya kültür mirasının bir parçasıdır. Yasal anlamda, üzerinden yüzyıllar geçtiği için telif hakkı sona ermiş ve kamu malı (public domain) haline gelmiştir. Bu durum, eserin özgürce yorumlanmasına, sahnelenmesine, filmlere uyarlanmasına ve farklı sanat dallarında ilham kaynağı olmasına olanak tanır. Sen de belki Baz Luhrmann'ın modern uyarlamasını izlemiş, ya da müzikal versiyonlarına denk gelmişsindir. Her yeni yorum, esere farklı bir boyut katarak onun sürekli yeniden "doğmasını" sağlar.
Kendi tecrübelerimden biliyorum ki, bu eserin gerçek sahipliği, onu her okuyan, her izleyen ve her yorumlayan kişide vücut bulur. Onun mesajları ve duyguları, her çağda yeniden keşfedilir ve anlamlandırılır. Eğer bu eseri tam anlamıyla deneyimlemek istersen, sadece okumakla kalmayıp, farklı tiyatro veya sinema uyarlamalarını da izlemeni şiddetle tavsiye ederim. Her bir yorum sana Shakespeare'in bu ölümsüz eserine farklı bir pencere açacaktır.