Merhaba sevgili okuyucularım,
Bugün sizlerle, adı geçtiğinde akla hemen aydınlanma, özgürlük ve tolerans kelimelerini getiren, döneminin ve hatta sonraki yüzyılların düşünce akımlarını derinden etkilemiş bir dehadan bahsedeceğiz: Voltaire. Yıllardır felsefe, edebiyat ve tarih sahnesindeki bu dev figürü incelerken edindiğim bilgiler ve benim kişisel düşüncelerimle, onu sadece bir tarihi şahsiyet olarak değil, günümüz dünyası için de son derece güncel ve ilham verici bir kişilik olarak sizlere tanıtmak istiyorum.
Voltaire'i anlamak, sadece 18. yüzyıl Fransa'sını değil, aynı zamanda modern düşüncenin ve insan hakları kavramının nasıl filizlendiğini de kavramak demektir. O, adı sadece kütüphane raflarında kalmamış, eserleri ve fikirleriyle dünyayı değiştirmeye cüret etmiş gerçek bir kahramandı.
Voltaire'in gerçek adı François-Marie Arouet idi. 1694 yılında Paris'te doğan Arouet, oldukça varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Cizvit kolejlerinde aldığı eğitimle parlak zekası daha genç yaşta ortaya çıktı. Ancak bu parlak zeka, aynı zamanda otoriteye karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir sorgulama ve eleştiri yeteneğini de beraberinde getirdi.
Daha genç yaşlarında yazdığı hicivler ve sivri dilli eleştirileri yüzünden Paris'in ünlü Bastille Hapishanesi'ne iki kez girmesi, onun ilerideki mücadelesinin adeta bir habercisiydi. Bu deneyimler sonrası, sanırım 1718 yılından itibaren Voltaire takma adını kullanmaya başladı. Bu, sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda eski kimliğinden ve geçmişteki sıkıntılarından bir kopuş, yeni bir başlangıçtı. O, artık sadece François-Marie Arouet değil, Voltaire idi: Aydınlanmanın güçlü sesi, kalemini kılıç gibi kullanan bir entelektüel savaşçı.
Voltaire, her şeyden önce müthiş bir yazardı. Tiyatro oyunları, şiirler, tarihi eserler, felsefi denemeler, mektuplar ve hicivler... Edebiyatın hemen her dalında eser vermiş, üretkenliğiyle de çağdaşlarını hayran bırakmıştı.
Voltaire, eserlerinde karmaşık felsefi düşünceleri bile halkın anlayabileceği, akıcı ve iğneleyici bir dille sunma konusunda eşsizdi. O, felsefeyi akademi odalarından çıkarıp sokağa taşıyan, düşünmeyi ve sorgulamayı sıradan insanın da gündemine sokan bir dahiydi.
Voltaire'i çağlar ötesi bir figür yapan en temel özelliği, akılcı düşünceye olan sarsılmaz inancı ve bu inanç doğrultusunda hoşgörü ve ifade özgürlüğü için verdiği mücadeleydi.
Bu konuda benim için en çarpıcı örneklerden biri Calas Olayı'dır. Protestan bir tüccar olan Jean Calas, oğlunu öldürmekle suçlanmış ve dini hoşgörüsüzlüğün kurbanı olarak haksız yere idam edilmişti. Voltaire, bu olayı duyduğunda tüm entelektüel gücünü kullanarak Calas ailesinin masumiyetini kanıtlamak için büyük bir kampanya başlattı. Yüzlerce mektup yazdı, etkili kişilerle görüştü ve sonunda Calas'ın itibarının iade edilmesini sağladı. Bu olay, Voltaire'in sadece teoride değil, pratikte de adaletsizlik ve hoşgörüsüzlükle nasıl savaştığının en somut kanıtlarından biridir. Düşünsenize, o günkü koşullarda, uzak bir köydeki sıradan bir ailenin hakkını aramak için bir aydının tüm nüfuzunu kullanması, gerçekten inanılmaz bir özveri ve cesaret örneğiydi.
Voltaire'in hayatı, sürekli bir yer değiştirme ve sürgünler serisiydi. İngiltere'ye sürgüne gönderilmesi, İngiliz anayasal monarşisi ve düşünürleri (Locke, Newton) ile tanışmasına vesile oldu ve fikirlerini daha da keskinleştirdi. Bir dönem Prusya Kralı II. Frederick'in himayesinde yaşadı, ancak bu dostluk da sonunda Voltaire'in sivri diline kurban gitti.
Hayatının son yirmi yılına yakın bir süreyi ise İsviçre'de, Cenevre yakınlarındaki Ferney şatosunda geçirdi. Burası, adeta bir düşünce üssü, bir entelektüel üretim merkezi haline geldi. Buradan tüm Avrupa'ya mektuplar yazdı, eserler üretti ve adaletsizliğe karşı mücadelelerini yönetti. Ferney, benim için sadece bir coğrafi konum değil, aynı zamanda aydınlanma ruhunun ete kemiğe büründüğü bir sembol yeridir.
Peki, 250 yıldan fazla bir süre önce yaşamış bu Fransız düşünür, günümüzde neden hala bu kadar önemli?
Benim için Voltaire, asla sadece bir ders kitabı konusu olmadı. O, her okuduğumda bana cesareti, adaleti ve insanlık onurunu hatırlatan bir sestir. Günümüz dünyasında hala haksızlıklar, hoşgörüsüzlükler ve düşünce özgürlüğüne yönelik tehditler varken, Voltaire'in sesi her zamankinden daha gür bir şekilde duyulmaya devam etmelidir.
Voltaire kimdir? O, sadece bir filozof, yazar ya da tarihçi değildir. O, aydınlanmanın vücut bulmuş hali, akıl ve vicdanın sesi, adaletsizliğe karşı yılmaz bir savaşçıydı. Belki de hepimizin hayatının bir köşesinde, içimizdeki Voltaire'i bulmalı ve onun mirasını taşıyarak daha adil, daha özgür ve daha hoşgörülü bir dünya için küçük de olsa bir şeyler yapmalıyız.
Umarım bu makale, Voltaire'i daha yakından tanımanıza ve onun mirasının ne denli değerli olduğunu anlamanıza yardımcı olmuştur. Kendinize iyi bakın, sorgulamaya ve düşünmeye devam edin!