Bihruz Bey, sadece bir karakter değil, Tanzimat döneminin aydınlanma krizinin ete kemiğe bürünmüş hali. Nabizade Nâzım bu romanı yazarken, Batılılaşmayı “dışarıdan görünen” ile “içeriden hissedilen” arasındaki uçurumu inceledi. Bihruz Bey’in trajedisi tam da bu kopuklukta yatıyor.
Yüzeysel Taklitin Anatomisi
Bihruz Bey’in en büyük hatası, Batı’yı biçim olarak kopyalamaya çalışıp ruhunu anlamamaktır. Fransızcayı akıcı konuşur, papyon takar, opera bileti alır; ama bunların arkasındaki entelektüel derinlik, felsefi altyapı veya toplumsal vicdan tamamen boşlukta kalır. Nabizade, burada mimicry (taklit) kavramını sert bir dille eleştirir. Bihruz Bey, Avrupa’nın sadece vitrinini görür; o vitrinin nasıl kurulduğunu, hangi değerler üzerine inşa edildiğini hiç sorgulamaz. Bu durum, dönemin aydınları arasında yaygın olan “kağıttan Batılılaşma” hastalığının ta kendisidir.
Toplumsal Yankı ve Eleştirinin Keskinliği
O dönemde bu karakterin bu kadar sert çizilmesinin sebebi, toplumun kendisinin de bu çelişkiyi hissetmesidir. Okuyucu, Bihruz Bey’de kendini bulur ama aynı zamanda onu yargılar. Roman, sadece bireysel bir hiciv değil, kurumsal bir ayna görevi görür. Divan-ı Harb, Saray, Hükümet... Tümü Bihruz Bey’in maskelerini takmıştır. Nabizade’nin cesurluğu, eleştirisini sadece köylüye veya cahil halka değil, aydın kesime yöneltmesindedir. Bu, dönemin edebi tartışmalarında büyük bir yankı uyandırmıştır; çünkü Batılılaşma projesinin mimarlarının kendi projelerine karşı bu kadar acımasız bir oto-sansür ve eleştiri yapması, o döneme kadar görülmemiş bir cesaretti.
Etkili Oluşunun Nedeni
Romanın bu eleştiriyi bu kadar etkili yapmasının temel nedeni, ironinin dozundaki ustalıktır. Nabizade, Bihruz Bey’i sevimli bir komik figür olarak değil, trajikomik bir canavar olarak sunar. Bihruz Bey’in her “Batılı” hareketi, aslında geri kalmışlığını ve kimlik bunalımını daha derinleştirir. Örneğin, oğlunun eğitimi konusunda Batı’nın pragmatizmini, babasının geleneksel otoritesine eklemeye çalışırken ortaya çıkan çarpık yapı, okuyucuda hem kahkaha hem de derin bir rahatsızlık yaratır. Bu rahatsızlık, okuyucuyu kendi toplumsal kodlarını sorgulamaya zorlar.
Günümüzle bağ kurduğunuzda da haksız değilsiniz. Hâlâ “modern” görünmek için tüketilen sembollerle, o sembollerin taşıdığı değerler arasındaki kopukluk, Bihruz Bey’in mirasıdır. Nabizade’nin asıl mesajı şudur: Batılılaşmak, Fransızca konuşmak değil; düşünce yapısını, adalet anlayışını ve insanlık değerlerini sorgulamaktır. Bihruz Bey, bu sorgulamayı yapmadığı için, taktığı her papyonla biraz daha kendi kimliğini kaybeder. Roman, bu kayıp sürecini o kadar canlı anlatır ki, yüzlerce yıl sonra bile okuyucuyu hâlâ aynaya bakmaya zorlar.