Bireysel başvuru, en basit tanımıyla, temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini düşündüğün durumlarda, tüm olağan kanun yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) yaptığın bir haktır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan haklarının korunması için son bir iç hukuk yoludur.
Bireysel başvurunun temel amacı, yasama, yürütme ve yargı organlarının işlem, eylem veya ihmalleri sonucunda ortaya çıkan temel hak ihlallerini tespit etmek ve ortadan kaldırmaktır. Ancak bu, Anayasa Mahkemesi'nin bir temyiz veya bir süper temyiz mahkemesi olduğu anlamına gelmez. İşte burada konunun uzmanlık gerektiren püf noktaları başlıyor:
Başarılı bir bireysel başvurunun anahtarı, olayı sadece bir hukuki uyuşmazlık olarak değil, bir temel hak ihlali perspektifinden ele almaktır. Yani, alt mahkemelerde haksızlığa uğradığını düşündüğün bir kararın, aslında hangi temel hakkını (örneğin adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı vb.) ihlal ettiğini Anayasa Mahkemesi'ne ikna edici bir şekilde sunmaktır.
Tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Birçok başvuru, "mahkeme yanlış karar verdi" argümanıyla yapılıyor. Oysa AYM, "mahkemenin kararı Anayasa'nın şu maddesindeki şu hakkımı şu şekilde ihlal etti" argümanını arar. Örneğin, Yargıtay'ın delil değerlendirmesine katılmıyor olman değil, o delil değerlendirmesinin adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğini somut olarak göstermen gerekir. AYM, yerindelik denetimi yapmaz, yani mahkemelerin kararlarının doğru olup olmadığını değil, o kararların Anayasal hakları ihlal edip etmediğini inceler.
Kısacası, bireysel başvuru, hak arama mücadelende, ülke içinde kullanabileceğin son ve çok değerli bir araçtır. Ancak bu aracı doğru kullanmak, konunun mantığını iyi anlamaktan ve başvurunu sadece hukuki değil, anayasal bir çerçevede yapılandırmaktan geçer.