Türk Dil Kurumu (TDK), 12 Temmuz 1932 tarihinde kurulmuştur. Bu tarih, yalnızca bir kurumun kuruluşu değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin dil ve kültür politikasında çok önemli bir dönüm noktasını işaret eder. Kuruluşun arkasındaki ana fikir ve itici güç, hiç şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dil konusundaki derin vizyonu ve hassasiyetidir.
TDK, ilk başta Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kuruldu. Temel amacı, yüzyıllardır Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalmış olan Türkçeyi yabancı kelimelerden arındırmak, Türkçenin öz kaynaklarını keşfetmek, zenginleştirmek, bilimsel bir temelde incelemek ve onu modern bir bilim ve kültür dili haline getirmekti. Atatürk, bizzat katıldığı dil kurultaylarında, dönemin önde gelen aydınlarıyla bir araya gelerek bu büyük dil devriminin temellerini attı. 1936 yılında ise adı, bugün de bildiğimiz Türk Dil Kurumu olarak değiştirildi.
TDK'nın kuruluşuyla başlayan bu süreç, Türk dilinde "Öz Türkçe" akımını başlattı. Bu akım, dilimizdeki yabancı kökenli kelimelerin yerine Türkçe karşılıklar bulma, türetme veya Anadolu ağızlarından derleme üzerine odaklandı. Bu çaba, "okul", "öğretmen", "öğrenci", "kasaba", "sözcük" gibi pek çok kelimenin dilimize kazandırılmasını sağlarken, bazı denemeler dilin doğal akışına uymadığı için tutunamadı. Ancak bu süreç, Türkçenin sadeleşmesinde, halkın daha kolay anlayabileceği bir dil haline gelmesinde katalog bir değişime yol açtı.
Kurumun en temel ve sürekli başvurduğumuz eserleri, şüphesiz Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu'dur. Bu kaynaklar, dilin standartlaşmasında, kelimelerin doğru anlamı, yazımı ve kullanımı konusunda bize yol gösteren vazgeçilmez rehberlerdir. Benim gibi dilin doğru ve etkili kullanımına önem veren biri için TDK'nın çevrimiçi sözlük ve kılavuzları, her gün başvurduğum en güvenilir kaynaklardandır. Özellikle yeni kelimelerin yaygınlaşması veya eski kelimelerin güncel kullanımları konusunda oluşan tereddütlerde, TDK'nın güncel kaynakları her zaman ilk bakılan yerdir. Bu durum, dilin yaşayan, sürekli değişen bir yapı olduğunu ve TDK'nın bu değişimi takip edip düzenleme çabasının önemini gösterir.
Şunu da eklemek gerekir; TDK, başlangıçta bağımsız bir dernek yapısındayken, 1982 Anayasası ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlı bir devlet kurumu haline getirilmiştir. Bu yapısal değişim, kurumun görev ve misyonunu temelden değiştirmese de, karar alma süreçlerinde farklılıklar yaratmıştır. Netice itibarıyla TDK, sadece Türk dilini inceleyen, düzenleyen bir kurum olmanın ötesinde, Türk kültürünün ve kimliğinin en önemli taşıyıcılarından ve koruyucularından biri olarak varlığını sürdürmektedir.