Savcılık mesleğinin zorlukları, görünenin çok ötesinde katmanlı bir yapıda. Özellikle genç meslektaşların çoğu zaman farkında olmadığı, tecrübe ile anlaşılan pek çok boyutu var.
Birincil ve belki de en somut zorluk, akıl almaz iş yükü ve sürekli zaman baskısıdır. Aynı anda onlarca, hatta yüzlerce soruşturmayı yürütmek zorundasın. Her bir dosyanın kendine ait bir süreci, delil toplama aşaması, tanık dinlemeleri, keşifleri, adli tıp raporları ve nihayetinde iddianame yazım süreci var. Yetmezmiş gibi, acil işler, ifade alma talepleri, arama-el koyma kararları gibi anlık müdahalelerle sürekli kesintiye uğrarsın. Bir cinayet soruşturmasında delil toplarken, diğer yandan bir dolandırıcılık dosyasının delil değerlendirmesini yapmaya çalışırsın. Bu durum, sürekli bir koşuşturma ve hiçbir zaman "bitmiş" hissetmeme hali yaratır.
Belki de en ağır yük, psikolojik ve vicdani sorumluluktur. Senin her kararın, bir insanın özgürlüğünü, geleceğini, itibarını doğrudan etkiler. Bir tutuklama kararı, bir tahliye talebi, bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı... hepsi birer hayatın dönüm noktasıdır. Hatalı bir karar, masum bir insanın özgürlüğünden olmasına veya suçlu birinin serbest kalmasına neden olabilir. Özellikle çocuk istismarı, cinayet, ağır şiddet gibi travmatik olaylarla sürekli yüzleşmek, insan ruhu üzerinde derin izler bırakır. Geceleri rüyalarına giren, uykunu kaçıran dosyalar olur. Kamunun beklentisi, mağdurun feryadı, şüphelinin savunması arasında adaleti bulma çabası, müthiş bir içsel gerilim yaratır.
Hukuk dinamik bir alandır. Mevzuatın sık sık değişmesi, Yargıtay içtihatlarının sürekli evrilmesi, yeni suç tiplerinin ortaya çıkması (özellikle siber suçlar gibi), seni sürekli bir öğrenme ve adaptasyon sürecinde tutar. Dün bildiğin bir kanun maddesi, bugün değişmiş veya farklı yorumlanmış olabilir. Bu, sürekli kitap karıştırmak, seminerlere katılmak ve kendini geliştirmek zorunda kalmak demektir ki, zaten yoğun olan iş yükünün üzerine ek bir yük bindirir.
Özellikle kamuoyunda yankı uyandıran, hassas dosyalarda toplumsal baskı ve siyasi müdahale riskleri ile yüzleşmek zorunda kalırsın. Medyanın ilgisi, sosyal medyanın yönlendirmesi veya belirli çevrelerin beklentileri, savcının karar alma sürecini etkileme potansiyeli taşır. Bu baskılara direnerek sadece hukukun emrettiği şekilde hareket etmek, sağlam bir karaktere ve omurgaya sahip olmayı gerektirir.
Örneğin, benim tecrübemde, ağır bir cinayet dosyasında kamuoyunun ve mağdur yakınlarının tutuklama yönündeki şiddetli baskısına rağmen, delillerin henüz yeterli olmaması nedeniyle tahliye kararı vermek zorunda kalmıştım. Bu karar sonrasında eleştirilere maruz kalsan da, hukuka ve vicdanına göre hareket etmenin verdiği iç huzur, tüm zorlukların üstesinden gelmenin anahtarıdır. Bu meslekte, yalnızca kanunun sana verdiği yetki ve vicdanının sesi rehberin olmalıdır. Zira eninde sonunda hesap vereceğin merci, kendi vicdanın ve hukuktur.