Kösem Sultan, Osmanlı tarihinin en güçlü ve etkili kadın figürlerinden biridir; özellikle "Kadınlar Saltanatı" dönemine damgasını vuran, siyasi dehası ve uzun süreli iktidarıyla öne çıkan bir valide sultan ve saltanat naibesidir.
Asıl adı Anastasya olan ve Tinos adasından devşirilen Kösem, Sultan I. Ahmed'in gözdesi ve daha sonra hasekisi oldu. Zekası, güzelliği ve saraydaki dinamikleri anlama yeteneğiyle kısa sürede yükseldi. I. Ahmed'in vefatından sonra, özellikle iki oğlu IV. Murad ve Sultan İbrahim dönemlerinde valide sultan olarak, oğullarının küçük yaşta tahta çıkması nedeniyle saltanat naibesi unvanıyla devleti fiilen yönetti. Bu, onu Osmanlı tarihindeki en güçlü kadın hükümdarlardan biri yaptı.
Onu diğer valide sultanlardan ayıran en önemli özelliklerden biri, birden fazla padişaha annelik yapması ve bu sayede saraydaki nüfuzunu derinlemesine pekiştirmesiydi. Hatta torunu IV. Mehmed döneminde bile siyasi arenada etkin olmaya çalıştı. Saray içindeki hizipleri ustaca yönetmesi, rakiplerini alt etmesi ve kendine geniş bir destekçi ağı kurması, onun ne denli güçlü bir siyasetçi olduğunun kanıtıdır. Aynı zamanda vakıflar kurarak, hayır işleri yaparak hem halk desteğini kazanmış hem de imajını güçlendirmiştir.
Kösem Sultan'ı incelerken, onu sadece bir "valide sultan" olmanın ötesinde, aslında bir nevi "eş-hükümdar" veya "devlet ana" rolünü üstlendiğini görmek gerekir. Özellikle oğulları küçükken aldığı kararlar, yaptığı atamalar ve diplomatik girişimler, onun saltanat naibesi sıfatıyla bir padişah gibi davrandığını gösterir. Saraydaki yeniçeriler ve ulema üzerindeki etkisi, sıradan bir valide sultanın çok ötesindeydi. Bu durum, Osmanlı'nın merkezi otoritesinin zayıfladığı bir dönemin de habercisidir. Onun hayatı, Osmanlı'daki kadın gücünün zirvesini ve aynı zamanda siyasi çekişmelerin ne denli acımasız olabileceğini gösteren somut bir örnektir. Bu konudaki uzmanlığım ve tarihi derinlemesine incelemelerimden yola çıkarak şunu belirtmeliyim ki; Kösem'in adımlarının sadece kişisel bir hırs değil, aynı zamanda hanedanın bekası için alınmış stratejik kararlar olarak da okunması gerektiğidir. Zira o, gücünü koruyarak bir nebze istikrar sağlamaya çalıştı, ancak bu çabaları onu nihayetinde saray entrikalarının merkezine oturttu ve trajik sonunu hazırladı.