Edirne-Segedin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Macaristan Krallığı arasında 12 Haziran 1444 tarihinde imzalanmış, ancak kısa ömürlü olmuş kritik bir barış antlaşmasıdır. Aslında iki aşamalı bir süreçle gerçekleşti; ilk metin Osmanlı tarafınca Edirne'de imzalanıp Macar heyetine teslim edildi, sonra da Macaristan'ın Segedin şehrinde Macar Kralı III. Władysław ve naip János Hunyadi tarafından onaylandı.
Bu antlaşmanın temelinde, Macarların Uzun Sefer adını verdikleri ve János Hunyadi liderliğindeki başarılı harekâtlar yatıyordu. Bu seferler sonucunda Osmanlı ordusu ciddi kayıplar vermiş, Sırbistan'ı kaybetmiş ve II. Murad, hem bu yenilgilerin getirdiği yorgunluk hem de Anadolu'daki Karamanoğulları isyanı ve taht üzerindeki Şehzade Orhan gibi rakiplerle uğraşmak zorunda kaldığı için batıda barışı sağlamak istemişti. Macar tarafı ise, özellikle Papa IV. Eugenius ve Kardinal Cesarini'nin kışkırtmalarıyla bir Haçlı Seferi hazırlığı içinde olsalar da, kendi iç siyasi ve ekonomik sıkıntıları nedeniyle bu barışa sıcak bakıyordu.
İşte Edirne-Segedin Antlaşması'nın en püf noktası ve tarihteki derslerinden biri: Bu antlaşma sadece birkaç ay sonra bozuldu. Katolik kilisesinin, özellikle Kardinal Cesarini'nin baskısı ve "kafirlere verilen yeminin geçerli olmadığı" yönündeki teolojik argümanlarıyla, Macar tarafı antlaşmayı çiğnedi. Bu durum, II. Murad'ın tahtı genç oğlu II. Mehmed'e (Fatih Sultan Mehmed) bırakarak Manisa'ya çekilmesine neden olmuşken gerçekleşti.
Antlaşmanın bozulması üzerine, Macar, Leh, Eflaklı ve diğer Hristiyan güçlerden oluşan Haçlı ordusu Osmanlı topraklarına girdi. Bu durum, II. Mehmed'in deneyimsizliği ve Osmanlı devletindeki iç çalkantılar nedeniyle II. Murad'ın tahta geri çağırılmasına yol açtı. Antlaşmanın çiğnenmesi doğrudan 1444 Varna Savaşı'na zemin hazırladı. Varna'da Osmanlı ordusu Haçlıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer, Osmanlı'nın Balkanlar'daki gücünü perçinlerken, Avrupa'nın Osmanlı'yı Balkanlar'dan atma umutlarını uzun bir süre daha suya düşürdü.
Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, Edirne-Segedin Antlaşması, sadece maddeleriyle değil, aynı zamanda nasıl ve neden bozulduğuyla da tarihe geçmiş, "sözün ve yeminin" siyasi çıkarlar karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Osmanlı'nın bu dönemde yaşadığı iç siyasi krizleri iyi okuyan Hunyadi, hem siyasi hem de dini baskılarla antlaşmayı çiğnemiş, ancak bu karar onun ve Haçlıların sonunu getirmiştir. Bu, aynı zamanda genç II. Mehmed için de kritik bir deneyim olmuş ve ilerideki fetihlerinde diplomatik ilişkileri ve antlaşmaların geçerliliğini farklı bir gözle değerlendirmesine katkı sağlamıştır.