İlk kadı, genellikle ve kaynakların büyük çoğunluğuna göre Hz. Ali bin Ebi Talib'dir. O, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından Hicret'in 10. yılında, Yemen'e kadı olarak tayin edilmiştir.
Bu tayin, İslam tarihindeki yargı teşkilatının temelleri açısından son derece kritik bir anı temsil eder. Neden mi? Çünkü Peygamberimiz hayattayken yargı yetkisi genellikle doğrudan kendisinde toplanmıştı. Müslümanlar arasında çıkan ihtilafları O çözer, hukuki meselelerde nihai kararı O verirdi. Ancak İslam devletinin coğrafi olarak genişlemesi ve merkezin (Medine) dışındaki bölgelerde de adaletin sağlanması gerekliliği ortaya çıktığında, bu yetkinin delege edilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Hz. Ali'nin Yemen'e gönderilmesiyle birlikte, ona sadece idari bir görev değil, aynı zamanda hukuki ihtilafları çözme, şer'i hükümlere göre karar verme ve adaleti tesis etme yetkisi de verilmiştir. Peygamberimiz bu görevlendirme sırasında Hz. Ali'ye özel tavsiyelerde bulunmuş, yargılama usulleri, delil toplama ve karar verme prensipleri hakkında rehberlik etmiştir. Bu durum, kadılık makamının sadece bir unvan olmaktan öte, belirli yetki ve sorumluluklarla donatılmış bir müessese olarak ortaya çıktığını gösterir.
Aslında "ilk kadı" derken neyi kastettiğimizi de iyi anlamamız gerekiyor. Peygamberimizin bizzat kendisi de adaleti sağladığı için teknik olarak O da bir yargıçtı. Ama bizim "kadı" terimiyle modern anlamda anladığımız, yetkisini bir otoriteden alarak belirli bir bölgede yargı görevini yerine getiren kişi tanımına en uygun ilk isim Hz. Ali'dir. Bu atama, yargı yetkisinin bir başkasına devredilmesi ve böylece profesyonel bir yargı makamının ilk somut örneği olması açısından emsal teşkil etmiştir.
Tecrübelerimden biliyorum ki, bu tür tarihi atamalarda bazen başka isimler de gündeme gelebilir, ancak Hz. Ali'nin Yemen'e kadı olarak atanması hem hadis kaynakları hem de tarih kitapları tarafından en güçlü şekilde desteklenen ve üzerinde en geniş mutabakat olan bilgidir. Bu atama, İslam hukuk sisteminin gelişiminde önemli bir adımdır ve sonraki yüzyıllarda gelişecek olan Kadılık müessesesinin çekirdeğini oluşturmuştur.