İçi titremek, fiziksel bir semptomdan çok, yoğun duygusal dalgalanmaların ve psikolojik gerilimin bedendir yansımasıdır. Tıbbi terminolojide "anksiyete nöbeti" veya "stres yanıtı" olarak sınıflandırılan bu durum, beyninin "savaş ya da kaç" moduna geçtiğinin en belirgin sinyalidir. Sadece korkudan değil, aşırı heyecan, öfke, derin üzüntü veya yoğun hayal kırıklığı gibi baskılayıcı duygulardan da kaynaklanabilir.
Bu titremeyi anlamak için önce biyokimyaya bakmak gerekir. Beynin amigdala bölgesi bir tehdit (gerçek veya algılanan) algıladığında, hipotalamus üzerinden adrenal bezlerine sinyal gönderir. Bu bezler kana adrenalin ve kortizol pompalar. Sonuç olarak:
Beden bu enerjiyi fiziksel eyleme (koşmak, dövüşmek) dönüştüremediğinde, bu biriken adrenalin kas liflerinde mikroskobik düzeyde kasılmalar ve gevşemeler oluşturur. İşte dışarıdan bakıldığında veya içinden hissedildiğinde "titreme" olarak algılanan olay tam olarak budur. Enerji boşalıp gitmemiştir; kas sisteminde yankılanmaktadır.
Çoğu kişi bu durumu bastırmaya çalışır; "sakın titreme, toparlan" der. Ancak bu, sorunu çözmez, sadece enerjiyi içeride hapseder. İçi titremek, zihninin bedenine "Bunu daha fazla taşıyamam, şu an hemen bir boşalım ya da onaylama ihtiyacım var" demesidir.
Yaşadığın anlarda şu adımları takip etmeni öneririm:
Benim gözlemlerime göre, en büyük hata titremeyi "zayıflık" olarak algılamaktır. Oysa bu, duygusal zekanın ve bedeninin sana verdiği en dürüst geri bildirimdir. Bir sunumdan önce, önemli bir görüşme öncesi veya beklenmedik bir kötü haber sonrasında bu hissi yaşarsan, kendine öfkelenme. Bedeninin bu ihtiyacını gör, nefesini toparla ve o enerjiyi yönetilebilir bir kanala yönlendir. İçi titremek, var olduğunun ve o duyguyu gerçekten hissettiğinin kanıtıdır; bastırılmayı değil, fark edilmeyi bekler.