Töre cinayeti, hukuki açıdan "kasten öldürme" suçunu oluşturan, ancak failin motivasyonunun toplumsal baskı, geleneksel ahlak kuralları veya yanlış yorumlanan "namus" kavramı olduğu özel bir cinayet türüdür. Bu eylem, aslında hukuk sistemimizde bağımsız bir suç tipi olarak tanımlanmaz; ancak sosyolojik ve kriminolojik literatürde, aile içi hiyerarşinin ve ataerkil yapının bireyin yaşam hakkını gasp etmesi bağlamında ele alınır. Genellikle kadınlar üzerinde yoğunlaşmakla birlikte, erkek bireylerin de "aile şerefine leke getirdiği" iddiasıyla kurban edildiği vakalar mevcuttur.
Bu tür cinayetlerde en kritik püf nokta, failin kendini "meşru" hissetmesi ve eylemi bir "görev" olarak algılamasıdır. Fail, çoğunlukla aile büyüğü veya erkek kardeş gibi pozisyondadır ve eylemi, ailenin dış dünyadaki itibarını koruma bahanesiyle gerekçelendirir. Ancak bu gerekçe, TBMM ve Anayasa Mahkemesi kararları ile de sabit olan evrensel insan hakları ilkeleriyle asla çelişemez. Toplumun bir kesiminde hâlâ "namus" kavramının, bireyin bedenini ve iradesini aileye ait bir mülkiyet gibi algılanması, bu trajedilerin temel kökenidir.
Gerçekte Türk toplumunun tarihsel ve kültürel mirasında, modern anlamda "töre cinayeti" diye bir uygulama yoktur. Bu kavram, daha çok kentsel dönüşüm sürecinde geleneksel kırsal yapıdan kopan, ancak şiddet döngüsünü sürdüren ailelerin yarattığı bir sosyolojik hastalıktır. Yani bu, köklü bir "töre" değil, korku, önyargı ve şiddet kültürünün bir tezahürüdür. Mağdurun hiçbir suçu bulunmamakla birlikte, ailenin kolektif utancı bireyin canı pahasına "yıkanmaya" çalışılır.
Bu tür vakalarda en büyük sorun, aile içi sessizlik ve "göz göre göre" işlenen suçların rapor edilmemesidir. Eğer çevrende böyle bir risk varsa veya bir mağdur tanışıyorsan, mutlaka resmi makamlarla irtibata geçilmeli veya 183 Aile ve Sosyal Destek Hattı gibi kurumlardan destek istenmelidir. Unutma, "aile sırrı" diye bahane edilecek bir durum, bir canın söndürülmesine dönüşürse, o sır artık kanla yazılır.
Bu konudaki en net gerçek şudur: Hiçbir toplumsal baskı, bir insanın hayatını sona erdirmeye hakkı vermez. Töre, kanun ve vicdanın önünde hiçbir zaman üstün gelemez. Birey, ailesinden önce kendine aittir ve yaşam hakkı, tartışmasız en temel haktır.