"Sanat, doğanın kopyasıdır" ifadesi, ilk bakışta sanatı sadece taklit olarak gören basit bir tanım gibi durabilir; ancak bu söz, özellikle Batı estetik düşüncesinin kökenlerinde, mimesis (taklit) kavramını merkeze alır. Bu bakış açısına göre sanatın amacının, gözle görülebilir olanı, yani doğayı (physis) olabildiğince gerçeğe sadık bir şekilde yansıtmak olduğu varsayılır. Platon ve Aristoteles’in tartıştığı bu görüşte, sanatçı bir "yapımcı" değil, doğanın yansıttığı bir "insan aynası"dır.
Ancak bu tanımı derinlemesine kavramak için sadece yüzeydeki anlamlara bakmak yetmez. İşte burada konunun uzmanlık gerektiren püf noktaları devreye girer:
Doğal bir kopya, fotoğraf makinesinin çektiği kare gibi birebir aynıdır. Sanat ise doğayı olduğu gibi kopyalamaz; onu sanatçının algı süzgecinden geçirerek yeniden yorumlar. Bir ressamın boya tuvaline döküğü bahçe, fiziksel olarak o bahçenin kopyası değildir; o bahçenin o anki ruh halini, ışığını ve sanatçının içsel dünyasını yansıtan bir dönüştürülmüş dir. Yani sözün özü, sanatın doğadan beslenip onu evrensel bir dile aktardığıdır.
Buradaki "doğa" sadece ağaç, çiçek veya insan portresi demek değildir. Platon’un ifadesiyle doğa, varoluşun kendisi, evrenin düzeni ve yasalarıdır. Sanat, bu düzeni kaotik dünyadan soyutlayıp estetik bir forma büründürür. Bir simetri, bir renk uyumu veya bir melodik yapı, doğadaki matematiksel ve organik düzenin sanatsal bir yankısıdır.
Modern sanat tarihi, bu tezin sınırlarını aşmıştır. İzlenimciler, doğayı olduğu gibi değil, nerede ve nasıl görüldüğünü kopyalar. Soyut sanat ise doğadan tamamen koparak, hislerin ve formların özgün bir dilini oluşturur. Bu nedenle "kopya" kelimesi, sanatın çoğu zaman doğadan uzaklaşma ve onu aşıma sürecini de kapsayacak kadar esnek yorumlanmalıdır.
Pratik Bir Örnek:
Bir dağ manzarası resmine baktığında, oradaki dağın fotokopisini görmediğini, sanatçının o dağdaki huzuru, soğukluğu veya büyüklüğü hissettirme çabasını gördüğünü fark edeceksin. Gerçek dağ orada durur, ama resimdeki dağ, izleyiciyi o anın içine çeken bir duygusal kopyadır.
Sonuç olarak bu söz, sanatın kaynağının ve malzemesinin insanın dışındaki dünyada (doğada) yattığını, ancak sanatın asıl gücünün bu malzemeyi anlam ve duygu ile yoğurarak yeni bir gerçeklik inşa etmesinde yatar.