"Dadaizm Akımı"nın tek bir kurucusu olduğunu söylemek, akımın ruhuna ve doğuş şekline tam olarak uymasa da, hareketin temelini atan ve onu uluslararası bir düzleme taşıyan kilit isimler mevcut.
Hareketin fitilini ateşleyen kişi, 1916 yılında İsviçre'nin Zürih kentinde, savaşın ortasında tarafsız bir bölge olan Cabaret Voltaire'i kuran Hugo Ball'dır. Ball, burada diğer sanatçılarla birlikte geleneksel sanatı, burjuva değerlerini ve 1. Dünya Savaşı'na yol açtığını düşündükleri mantık ve rasyonelliği alaya alan performanslar, ses şiirleri ve okumalar düzenledi. Cabaret Voltaire, Dada'nın doğum yeri ve ilk toplanma merkeziydi. Ball, ilk Dada Manifestosu'nu da burada okudu. Yani, başlangıç noktasını arıyorsan, doğrudan Ball'a işaret edebiliriz.
Ancak, Dadaizm'e teorik çerçevesini veren, onu bir akım olarak tanımlayan, manifestolarını yazarak uluslararası alanda yayan ve adeta akımın "beyni" olan isim ise Tristan Tzara'dır. Tzara, 1918 yılında yayımladığı "Dada Manifestosu 1918" ve daha sonraki metinleriyle Dada'nın anti-sanat, anti-mantık, rastlantısallık ve absürtlük ilkelerini en keskin ve radikal biçimde formüle etti. Dada'nın dünya çapında tanınmasında ve farklı şehirlerde (Paris, Berlin, Köln, New York) yankı bulmasında onun yazdığı manifestolar ve yürüttüğü propagandist faaliyetler hayati rol oynadı.
Özetle, başlangıcı ve ilk toplanmayı sağlayan Hugo Ball iken, akıma yön veren, onu teorize eden ve uluslararası alana taşıyan ana figür Tristan Tzara olmuştur.
Burada sana uzmanlık gerektiren bir püf noktasını açıklamak isterim: Dadaizm, aslında tek bir kişinin liderliğinde ortaya çıkan bir hareket olmaktan çok, 1. Dünya Savaşı'nın dehşetine ve mevcut toplumsal düzene duyulan ortak bir hayal kırıklığının, bir grup sanatçının kolektif isyanının ürünüydü. Richard Huelsenbeck, Emmy Hennings, Marcel Janco ve Hans Arp gibi diğer sanatçılar da Cabaret Voltaire'de aktif rol oynayarak hareketin ilk adımlarına büyük katkılar sağladılar.
Tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Dada gibi avangart bir hareketin "tek bir kurucusu"nu aramak, aslında Dada'nın kendi anti-hiyerarşik ve anti-otoriter ruhuna biraz terstir. Dada, bireysel egoların ötesinde, mantıksızlığı ve yıkımı kucaklayarak, savaşın getirdiği mantıksızlığa bir cevap verme çabasıydı. Bu kolektif ruh, Dada'yı birçok diğer akımdan ayırır ve onun dinamizmini açıklayan en önemli faktörlerden biridir. Bir nevi, kaostan doğan bir uyumsuzluk senfonisiydi ve bu senfoninin pek çok farklı bestecisi vardı.