"Alternatif tıp" terimi, aslında popüler kültürde sıkça kullanılan ancak tıbbi açıdan biraz bulanık bir kavramdır. Günlük dilde modern tıbbın (konvansiyonel tıp) dışında kalan tüm uygulamaları kapsar gibi görünse de, uzmanlar bu alanı genellikle tamamlayıcı (konvansiyonel tıpla birlikte kullanılan) ve alternatif (konvansiyonel tıpla yer değiştirerek kullanılan) olarak ikiye ayırır. Sen "alternatif tıp" dedikten sonra akıllara gelen akupunktur, bitkilerle tedavi, homeopati, aromaterapi, yoga veya meditasyon aslında çoğu zaman complementary (destekleyici) tıp kategorisinde ele alınır.
Çoğu kişi ciddi bir hastalık sürecinde (kanser, diyabet vb.) standart tedavileri bırakıp sadece alternatif yöntemlere yönelirse riskli bir durumla karşı karşıya kalır. Oysa çoğu alternatif yöntem, doğru uygulandığında kaliteyi artıran, yan etkileri azaltan veya stresi yöneten destekleyici araçlardır. Örneğin, bir hasta radyoterapi sırasında acı ve bulantıyı azaltmak için akupunktur yaptırabilir; bu, tedavinin etkinliğini düşürmez, aksine yaşam kalitesini yükseltir.
Eğer bir alternatif yöntemi denemek istiyorsan, bunu deneme yanılma yöntemiyle değil, bilinçli bir denetim altında yap. Seçtiğin yöntemin bilimsel literatürde herhangi bir çalışması var mı, yan etkileri nelerdir ve mevcut tedavinle çelişiyor mu? Bunları araştırmadan başlamayı bırak. Kendi deneyimimden yola çıkacak olursam, çoğu zaman insanlar alternatif tıptan "mucize" beklerken, asıl faydayı stres yönetimi ve günlük rutin düzenlemelerinden (uyku, beslenme, hafif egzersiz) alırlar. En güçlü "alternatif" tedavi, aslında vücudunu dinlemeyi ve yaşam tarzını optimize etmektir. Unutma, sağlık bir bütündür; parçaları birbirinden koparmadan, hekimin gözetiminde hareket etmek en güvenli yoldur.