Bedrettin Demirel, Türkiye’nin siyasi tarihinin en kritik dönemeçlerinden birinde, özellikle 12 Eylül 1980 darbesi sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) ve ardından kurulan Sıkıyönetim Mahkemeleri sürecinde ismi sıkça anılan, dönemin önde gelen askeri bürokrat ve yargıçlarından biridir. Ancak kamuoyunda "kimdir?" sorusu genellikle onun 1983-1989 yılları arasında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevini üstlenmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu pozisyon, askeri ve sivil makamlar arasındaki en üst düzey iletişim ve koordinasyon noktası olduğu için, dönemin siyasi kararlarının arka planındaki en etkili isimlerden biri olarak kabul edilir.
Demirel’in kariyeri, Türkiye’nin demokratikleşme sürecindeki o gergin "askeri vesayet" dönemini anlamak için bir anahtar niteliğindedir. O, Darbe Komisyonunun çalışmalarına ve sonraki süreçte MGK’nin gündem maddelerinin oluşturulmasında aktif rol oynamıştır. Birçok tarihçi ve siyaset bilimci, Demirel’in bu dönemde sadece bir bürokrat değil, aynı zamanda dönemin siyasi atmosferini şekillendiren, eski siyasetçilerin (özellikle Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi kökenli isimlerin) yargılanma süreçlerini denetleyen ve yeni anayasanın askeri maddelerinin yerleşmesinde kilit rol oynayan bir figür olduğunu vurgular.
Onu araştıranların dikkat etmesi gereken püf nokta, Bedrettin Demirel’in kişisel biyografisinden çok, kürsüdeki temsil ettiği kurumsal güce odaklanmaktır. O, 12 Eylül rejiminin hukuki ve idari yüzünü temsil eden bir isimdir. Bu nedenle, 1980'lerin siyasi atmosferini, sıkıyönetim hukukunu ve askeri-sivil ilişkileri anlamak isteyenler için onun dönemi, Türkiye’nin "kayıp yılları" olarak adlandırılan sürecin resmî kayıtlarını incelemek anlamına gelir.
Eğer bu konuda derinlemesine bir araştırma yapıyorsan, yalnızca genel arama motoru sonuçlarıyla yetinme. 12 Eylül Darbesi’nin belgeleri, MGK toplantı tutanakları ve dönemin Cumhuriyet veya Milliyet gazetesinin arşivlerini incelemen, Demirel’in sadece bir "isim" değil, bir sistem parçası olarak nasıl konumlandığını net bir şekilde göreceksin. Özellikle 1983 genel seçimleri öncesi ve sonrası çıkan haberlerdeki ifadeleri, dönemin siyasi dilinin ve askeri müdahalenin sivil hayata yansımalarının en somut kanıtlarıdır. Bu sayede, soyut bir "kimdir?" sorusundan öte, o dönemin mekanik yapısını kavrama şansı elde edersin.